|
Son makaleler
Bismillahirrahmanirrahiym
İnnellahe ve melaiketehu yusallune alen nebiyyi ya eyyühellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima
Allahümme salli ve sellim ala men cealtehu sebeben linşikaki esrarikel ceberutiyyeh Ven filakı envariker rahmaniyyeh Fe sara naiben anil hadratir rabbaniyyeh
Ve halifete esrarikez zatiyyeh Fe hüve yakutetü ehadiyyeti zatikes samediyyeh
Ve aynü mazheri sıfatikel ezeliyyeh Fe bike minke Sara hicaben anke Ve sirran min esrari ğaybike Hucibte bihi an kesirin min halkıke Fe hüvel kenzül mutalsem Vel bahruz zahirul mütamtam Fe nes’elükellahümme bi cahihi ledeyk Ve bi kerametihi aleyk En ta’müra kavalibena bi ef’alih
Ve esmaana bi akvalih Ve kulubena bi envarih Ve ervahana bi esrarih Ve eşbahana bi ahvalih Ve serairana bi muameletih Ve bevatınena bi müşahedetih Ve ebsarana bi envari mühayya cemalih Ve havatime a’malina fi merdatih
Hatta neşhadeke bihi ve hüve bike fe ekunü naiben anil hadrateyni bil hadrateyni ve edülle bihima aleyhima ve nes’elükellahümme en tüsalliye ve tüsellime aleyhi salaten ve teslimen yelikani bi cenabihi ve azıymi kadrihi ve tecmeani bihima aleyh Ve tükarribeni bi halisı vüddihima ledeyh Ve tenfehani bi sebebihima nefhatel etkıya Ve temnehani minhüma minhatel asfiya
Li ennehüs sirrul mesun Vel cevherul ferdül meknun Fe hüvel yakutetül müntaviyetü aleyha asdafü meknunatik Vel ğayhubetül müntehabü minha asnafü ma’lumatik Fe kane ğayben min ğaybike ve bedelen min sirri rububiyyetike hatta sara bi zalike mazheran nestedillü bihi aleyke ve keyfe la yekunu kezalik Ve kad ahbertena bi zalike fi muhkemi kitabike bi kavlike innellezine yübayiuneke innema yübayiunellah
Fe kad zale anna bi zaliker raybü ve hasalel intibah Vec’alillahümme delaletena aleyke bihi ve muameletena meake min envari mütabeatih Verdallahümme ala men cealtehüm mehallen lil ıktida Ve sayyarte kulubehüm mesabiyhal hüda Elmüttaherine min rıkkıl ağyar Ve şevaibil ekdar Men bedet min kulubihim dürarul meani Fe cuilet kalaidüt tahkıykı li ehlil mebaniy Vahtertehüm fi sabikıl ıktidar
Ennehüm min ashabi nebiyyikel muhtar Ve radıytehüm lintisari dinike fehümüs sadetül ahyar Ve daifillahümme mezide rıdvanike aleyhim meal ali vel aşirati vel muktefine lil asar Vağfirilllahümme zünubena ve validina ve meşayihına ve ihvanina fillahi ve cemiy’ıl mü’minine vel mü’minat Vel müslimine vel müslimat Elmütiy’ıyne minhüm ve ehlil evzar
Bismillahirrahmanirrahim
Allahümme salli ala ruhı seyyidina Muhammedin fil ervah,
Allahümme salli ala cesedi seyyidina Muhammedin fil ecsad
Allahümme salli ala kabri seyyidina Muhammedin fil kubur
Allahümme eblığ ruha seyyidina Muhammedin mini tehıyyeten ve salaten ve selama
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dünyadan ahirete göç edecekleri zaman ashab-ı kiram ''Ya Resulallah'Senden sonraya kalıp da cemalini göremezsek halimiz nice olur?'' diye ağlaştılar.Sonra kızı Hz.Fatıma boynuna sarılıp ''Ey Babacığım! Senin cemalini cemalini göremeyeceğiz halimiz nice olur''diye ağladı.O zaman Resullullah Efendimiz şu sözleri söyledi:''Ey kızım Fatıma,ashablarım geliniz.Size vücudumun cevmini yazdırayım.Beni görmek istediğiniz vakit okuyup yüzünüze sürün,hemen beni görmüş gibi olursunuz.Ben dahi sizden razı olurum.
Her kim ümmetimden olup da beni görmek istediği vakit okuyup yüzüne sürerse cehennem ona haram olur.
Her kim onları yükseğe kaldırıp bakarsa ve bana muhabbetle bağlanırsa Allahu Teala ona cehennemi haram kılar,o kişi kabir azabından emin olur.
Mahşer günü çıplak olarak haşre girmez,sırat köprüsünü yıldırım gibi geçer ve benimle birlikte cehennete girer.O kişi yönetici ise muradına erer.
Allahu Teala ona düşmanlarına karşı yardım eder.Butün şeytanların şerrinden korur.Her korkusundan emin olur.Her kim bunları yanında taşırsa Allahu Teala And cennetlerini ona konak yapar.
Ulemanın beyanına göre içinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in cemal-i şerifi bulunan eve felaket uğramaz,şeytan ve fakirlik girmez,ateşte yanmaz.
Üzerinde taşıyan kişi her türlü müsibetten korunur.
Ömür ve devleti uzun olur.
Ahiret belalarından emin olur.Her ne niyetle kırk gün okursa muradı hasıl olur.
Ölümden sonra kefenine koyduan kabir azabı görmez.Yetmiş melek ona dua ve istiğfar eder.
NOT:Hilye-i Şerif okumadan ve bakıp yüzüne sürmeden evvel üç defa salavat-ı şerif okunması uygun olur.
Binlerce salat ve selam Sevgili Peygamberimize,ailesine ve ashabına olsun...
Ne mutlu Hz.Peygamberin sevgisiyle dolu bir kalbe sahip olanlara!
Hilye-i Şerif
Hazret-i Ali (keremallâhü veche),
Hazreti Peygamber sallallâhü aleyhi vesellemi vasfettiği zaman, şöyle buyurdu:
Hazreti Peygamberin boyu ne çok kısa, ne de çok uzundu, orta boyluydu. Ne kıvırcık kısa ne düz uzun saçlı; saçı, kıvırcıkla düz arasında idi. Değirmi (yuvarlak) yüzlü, duru beyaz tenli, iri ve siyah gözlü, uzun kirpikliydi.
İri kemikli ve geniş omuzluydu. Göğsü, ortadan karnına kadar kılsızdı. İki avcu ve tabanları dolgundu. Yürüdüğü zaman, sanki yokuş aşağı iner gibi rahatlıkla ilerlerdi. Sağına ve soluna baktığında bütün vücuduyla dönerdi.
İki omuzu arasında "Nübüvvet Mührü" vardı. Bu Onun sonuncu peygamber oluşunun nişanesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu, en arkadaş canlısıydı. Kendilerini ansızın görenler Onun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler, fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, Onu herşeyden çok severlerdi.
"BİZ SENİ ANCAK ALEMLERE RAHMET OLSUN DİYE GÖNDERDİK"
Hz. Ali'nin radiyallahü anh'ın beyanına göre Peygamberimiz Efendimiz aleyhissalât-ü vesselâm:
* Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri yapılı, güçlü kuvvetli ve yakışıklı bir insandı.
* Cildi yumuşak, teni kırmızıya çalan beyazdı.
* Kirpikleri siyah ve uzundu.
* Gözleri kara ve büyükçe idi.
* İki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakındı.
* Saçları ne dümdüz ne de kıvırcıktı.
* Sakalı sık ve bir tutamdı.
* Büyük başlı ve hilâl kaşlıydı.
* Alnı yüksek, burnu çekme, boynu uzun, göğsü genişti.
* Karnı ile göğsü bir idi, şişman değildi. Zayıf da değildi, sıkı etliydi.
* Ayaklarının altı çukur idi; düz taban değildi.
* Gözleri uzağı görür, kulakları uzaktan ses alırdı.
* Ağızları genişçe idi.
* Dişleri sıktı.
* Yüzünün bütün çizgileri görünürdü.
* Omuzları etli, omuz kemikleri enliydi.
***
Ebu Hureyre radiyallahü anh Peygamberimiz Efendimiz aleyhissalât-ü vesselâm'i tanıtırken şu vasıflarla vasfetmişti:
* Peygamberimiz Efendimiz, orta boylu idi, fakat uzuna daha yakındı.
* Beyaz tenli idi.
* Sakal kılları siyahtı.
* Dişleri çok güzeldi.
* Gözlerinin kirpikleri sık ve uzundu.
* İki omuz arası genişti.
* Yanakları ne şişkin ne de çöküktü.
* Ayağının bütünüyle yere basardı.
* Bütün vücuduyla öne döner ve bütün vücuduyla arkaya dönerdi.
* Ne O'ndan önce ve ne de O'ndan sonra güzellikte O'nun gibisini görmedim.
***
Sahâbe-i Kiram'dan Câbir bin Semure radiyallahü anh de Efendimiz Aleyhisselât-u Vesselam'ın fiziki halini şu vasıflarla tanıtmıştır. Demiştir ki:
* Ben mehtaplı bir gecede Peygamber Aleyhisselam'ı gördüm. Üzerinde bir cübbe vardı. Rasulüllah'ın nurlu yüzü ile ay'ın yüzünden hangisinin daha güzel olduğunu tesbit etmek maksadıyla önce Allah'ın Rasûlünün yüzüne baktım; daha sonra da ay'ın yüzüne baktım. Vallahi bana göre, Peygamberimiz Efendimizin o mübârek yüzleri Ay'dan çok daha güzeldi.
***
Sahâbe'den Berâ bin Azib radiyallahü anh da Rasûlüllah aleyhissalât-ü vesselâm Efendimizi şöyle vasfetmiştir:
* Peygamberimiz Efendimiz aleyhissalât-ü vesselâm orta boylu idi.
* İki omuzlarının arası genişçe idi.
* Mübarek başlarından omuzlarına doğru uzanan saçları, kulak yumuşağına kadar inerdi.
* Peygamber Aleyhisselam aleyhissalât-ü vesselâm o kadar güzeldi ki, ben ondan daha güzel bir kimse görmedim.
Peygamberimiz Efendimiz'in aleyhissalât-ü vesselâm şemâlini (fiziki yapısını) anlatan sahabelerin mübarek ağızlarından dökülen inciler böyle (Radiyallahu Aleyhim Ecmaîn...)
Kaynaklar:
1- Tirmizi, Şemail ve Menakıb h. 3638
2- Nesai, 8/183
3- Müslim, Fezail b. 91-93
4- Buhari Libas: 7/57-58; menâkıb: 4/164-165
5- Edebu'l Müfret: 2/520, 659
Allahümme salli ala ruhı seyyidina Muhammedin fil ervah,
Allahümme salli ala cesedi seyyidina Muhammedin fil ecsad
Allahümme salli ala kabri seyyidina Muhammedin fil kubur
Allahümme eblığ ruha seyyidina Muhammedin mini tehıyyeten ve salaten ve selama
Velhamdülillahi Rabbil alemin-El Fatiha
Bismillahirrahmanirrahim
ÖNSÖZ
Bütün hamdler O Allah-u Teala'ya mahsusturki;cem` ve tenzih
makamindan,hic bir noksani bulunmayan Arapca bir Kuran indirdi.Ayrica O
burhan ve huccetleri üstün ve parlak olarak bir de onu her zaman
diliminde baki bir mucize olarak ebedilestirdi.
Sonsuz salat ve sinirsiz selam Efendimiz Muhammed (Sallallahu aleyhi
vesellem) üzerine olsun ki onun zati,ayat-i tenziliyyeden mehbiti,ahlaki
ise Hazret-i Kuran'dan ibaret idi.
Ehl-i Beyt'ine,ashabina ve kiyamete kadar ihsan ile onlara tabi olanlara
da bi hadd ve bi add salat-u selam olsun ki,onlar tenzil nurlarinin
mesrikleri ve te`vil sirlarinin magribleriydi.
Bundan sonraki beyanimiz su yöndedir ki;bu "Tefsirli Meala"e baslarken sebeb-i te`lifi ortaya koymayi uygun gördük,söyle ki;
Yillardan beri sohbetlerimizi takip eden kardeslerimizin malum
vechile;eski deyimle "Kirik mana" olarak ifade edilen uslub üzere
Kuran-i Kerimin kelime kelime manasini aciklamak ve sonra toplu manayi
cikarmak adetimiz olup,en büyük arzularimizdan biri de istekliler
tarafindan bu usulün ögrenilip ögretilmesiydi.
Manevi isaret üzere baslatmis oldugumuz "Ruhu`l-Furkan Tefsiri"mizin bu gayeye ne derece hizmet ettigi,beyana muhtac degildir.
Ancak ihvan-i din ile ilgili bu zamana kadar yapmaya mecbur oldugumuz
vazife ve mesguliyetimiz ayrica karsimiza cikan bazi maniler
dolayisiyla;8 Safer 1426 (18 Mart 2005) tarihine ulastigimiz günlerde
henüz En`am Sure-i celilesinin sonuna gelebilmistir.
Tefsirimizin,sahasinda yazilan eserlere kiyasla genis muhtevasi,bir cok
kaynaklara dayanan ilmi faaliyet olusu ve zamanin bereketsizligi göz
önünde bulunduruldugunda,ilk ve asil gayemiz olan Kuran-i Kerimin tümü
hakkinda yapilmasi hedeflenmis tefsirli bir mealin siz okuyucularimiza
ancak seneler sonra tam bir sekilde ulasacagi görüsü böylece herkese
hakim oldu.
Bu yüzden A`raf Suresi'nin tefsirinin yapilacagi 13.cilde baslamadan
önce tefsir calismamizi bir sürelik durdurup,Allah-u Teala'nin
tevfikiyle tefsirli meali itmamdan sonra insaallah tekrar tefsir
calismamiza dönerek,taliplerine takdime sa' y-ü gayret göstermeyi uygun
gördük.
Calismak bizden,muvaffak kilmak ise ancak Allah-u Teala'dandir.
Ancak "Bunca meal varken yeni bir meale ne ihtiyac vardir?" seklinde bir
soru kacinilmaz olarak akla gelebilecegi icin,mealimizin digerlerinden
farkini acikca ortaya koyma ve herkesin bu meale nicin ihtiyac duyacagi
gercegini izah etme geregini fark ettigimizden,bu noktada bu hususu
maddeler halinde serdettik:
1-Belirtmeden gecemiyecegimiz en önemli hususlardan biri sudur ki;ayet-i
kerime ve hadis-i seriflerin kuru kuruya tercemesi yapilip,gereken izah
verilmedigi takdirde bu isin zarari faydasini gecebilir.Zira Kitap ve
Sünnet'de "Nesh" denilen bir hüküm gecerlidir ki bu:
"Ser`i bir hükmün,Allah-u Teala tarafindan tümüyle kaldirilmasi veya misli yahut daha iyisiyle degistrilmesidir"
Mesela;Bakara Sure-i celilesinin 180.ayet-i kerimesinde:"Ardindan mal
birakacak kisinin ana-babasina ve akrabasina vasiyet etmesinin farz
oldugu"acikca bildirilmistir.
Halbuki daha sonra gelen Nisa Suresi'nin 11. ve 12. "Miras ayetleri" ile
herkesin ne alacagi taksim edilmis oldugundan,ölecek kisinin kafasina
göre vasiyet yapmasinin farziyeti kaldirilmaktan öte,yapsa bile gecersiz
sayilmistir.
Dolayisiyla Bakara Suresi'nin ayetinin meali verilirken,hükmünün nesh
edildigine dair bilgi verilmezse,okuyucu bu hükmün gecerli oldugunu
sanarak hataya düsebilir.Bunun misallerini cogaltabiliriz..
Binaenaleyh;ayetler arasindaki neshin mutlaka dipnotlarlada olsa
kaydedilmesi gerekir.Iste biz bu mealimizde bu konuya hassasiyetle
egildik.Ancak bunu yaparken nesholundugu hususu ittifak konusu olan
yerleri acikca belirttik,zaman ve zemine göre islevi devam eden bircok
ayet-i kerimeyi de mensuh olarak degerlendirmeyip,müfessirlerin beyani
vechile farkli sartlarla ele aldik.
2-Yine böylece;Ehl-i sünnet ulemasinin görüslerini parantezler ve
dipnotlarla belirtmeye son derece özen gösterdik.Mesela Nisa Suresinin
93. ayet-i kerimesinde "Bir mümini kasten öldürenin ebedi cehennemde
kalacagi"bildirilmistir.
Halbuki diger bircok ayet-i kerime ve hadis-i seriflerde "Ne kadar
günahi olsa da iman üzere ölenin cehennemde ebedi kalmayacagi" hatta
"Allah-u Tealanin dilemesi durumunda bagislanip,cehenneme hic girmeden
de cennete girebilecegi"aciklanmistir.
Iste bütün ayet ve hadisleri birlikte mütalaa eden Ehl-i Sünnet
ulemasi,bu ayet-i kerimeye:"Bir mümini imani yüzünden öldüren,yahut adam
öldürmeyi helal sayarak cinayet isleyen kisi kafir olacagindan
cehennemde ebedi kalacaktir!" diye tefsir etmislerdir.
Diger bir misal olarak;Müddessir Suresinin 43.ayet-i kerimesinde
cehennem ehlinin ifadesi olarak zikredilen:"Biz namaz kilanlardan
degildik!" ayet-i kerimesi,Ehli Sünnet ulemasi tarafindan:"Biz namazin
farziyetine inananlardan degildik!" seklinde tefsir edilmistir.Zaten
ileride gelen:"Biz ceza gününüde yalanlardik!" sözleri,Ehli Sünnetin bu
tefsirinin ne kadar isabetli oldugunu ortaya koymaktadir.
Iste biz bu mealimizde Kuran-i Kerimin metnine hicbir ilave
yapmaksizin,parantezler vasitasiyla bu manalari okuyuculara naklettik.Bu
hususlara riayet etmeksizin yapilan mealleri okuyan kimseler ise,bazi
günahlarin insani cehennemde ebedi birakacagi yahut namaz kilmayanin
kafir olacagi gibi Ehl-i Sünnet itikadina ters düsen sapik inanclara
kapilma tehlikesiyle karsi karsiya kalirlar.
Hassasiyetle üzerinde durulmasi gereken bir baska husus da sudur
ki;Kuran-i Kerim'den hüküm cikarmak ancak mezhep imamlarinin ve
müctehidlerin basarabilecegi bir istir.Bu zevat-i kiram fikhi
meselelerin tümünü delillerinden istinbad ederek hazir bir halde önümüze
sunmuslardir.
Artik bize gereken; delillerden hüküm cikarmaya ugrasmak olmayip,ehli
tarafindan ictihad edilen fetvayi arayip bulmak ve onu tatbik etmektir
ki bunun mahalli fikih ve kelam ilimleriyle ilgili yazilmis olan
eserlerdir.Bunun aksine hareketle Kuran-i Kerimin meallerinden fetva
cikartmaya calisanlarin,"Salat"kelimesinin lugat manasina bakarak farz
namazlari dahi terk edecek duruma geldikleri ortadadir.
Bu itibarla itikadi veya fikhi bir hükmü anlamak isteyen bir
müslümanin,sade bir mealle yetinmeyip mutlaka Ehl-i Sünnet ulemasi
tarafindan bu konuda yazilmis kitaplara müraacat etmesi sarttir.
Aksi takdirde günümüzde müsahade ettigimiz üzere Ehl-i Sünnet disi
Mutezile,Müsebbihe ve Cebriyye gibi sapik firkalarin inanclarina
bulasmasi kacinilmaz olur.
Zira Kuran-i Kerim ayetleri bir bütün halinde ele alindiginda birbirini
tasdik ve tefsir eder bir mahiyet tasimaktadir.Dolayisiyla Kuran ve
Sünnette;tahsis ve istisna ( ; birinin,digerinin hükmünü özellestirmesi
veya kayit altina almasi yahut bazi seyleri o hükümden ayri tutmasi )
gibi hükümler caridir.
Mesela;Enam Suresinin 145.ayet-i kerimesinde haram olan yiyeceklerin
dört maddeye hasredildigi görülmekteyken,Maide Suresinin ücüncü ayet-i
kerimesinde ve diger bircok hadis-i serifte daha bircok haram yiyecekler
bulundugu belirtilmistir.
Yine böylece;Kasas Suresinin 56.ayet-i kerimesinde Rasulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) den hidayet vasfi nefyedilmisken,Sura
Suresinin 52.ayet-i kerimesinde ise bu sifat kendisine isnad
edilmistir..
Ayrica;Insan Suresinin 30.ayet-i Kerimesinde Allah-u Tealanin dilemesi
olmadan kullarinin dilemesi bir seye yaramayacagi beyan edilmisken,Enam
Suresinin 148.ayet-i kerimesinde müsriklerin,Allah-u Tealanin dilemesini
öne cikaran sözlerine karsilik onlar tasdik edilmemis,bilakis tekzib ve
inkara nisbet edilmislerdir.
Bu gibi bircok misali göz önünde bulunduracak olursak;inanc veya amelle
ilgili herhangi bir konudaki kesinlesmis bir karari mücerred bir mealden
anlayabilmek,müfessirlerin bu husustaki cözüm ihtiva eden beyanlarini
hic bilmeyenler hakkinda mümkün görülebilecek bir sey degildir!
Tüm bu yönler göz önünde bulunduruldugunda terceme ve meal adi altinda
hazirlanan eserlerin,hükme kaynak ittihaz edilmelerinin büyük
sakincalari bir nebze olsun anlasilmistir.
Dolayisiyla mensuh ayetlerin bildirilmesi ve ayri ayri manalara
ihtimalli olan bazi ayetlerin parantez ve notlarla izah
edilmesi,celiskili gibi görülen bazi noktalarin,Kuran-i Kerimin
tercümani lakabina haiz olan Ibni Abbas (Radiyallahu Anh) gibi selef-i
salihinden gelen cözümlerle vuzuha kavusturulmasi gibi birtakim sartlara
bagli kalinmak suretiyle yapilacak bir mealin ihtiyaclara cevap
verecegi ve cok faydali olacagi ittifakla benimsenmis bir husustur.
Iste biz bu mealimizde bütün bu sartlara riayet etmek üzere izah gereken
hicbir noktayi kapali birakmayip,muteber tefsirlerle zikredilen
müfessirlerin isabetli görüsleriyle her bir ayeti tek tek incelemeye
gayret ettik..
Ancak kimsenin iddia edemeyecegi gibi,bizim de hatasizlik gibi bir
iddiamiz asla mevcud olmayip,sehven vaki olan kusurlarimizin
bagislanmasini Allah-u Teala ve Tekaddes Hazretlerinden,Kuran-i Kerim
hatirina niyaz eder ve bu hizmette emegi gecenlere Mevla Teala dan feyiz
ve tevfikler taleb ederim..
4-Meal yapilirken Kuran-i Kerimde yoruma müsait olan kelime ve
cümlelerin tercemesinin,lügatlara veya Kuran-i Kerim deki diger kullanis
sekillerine bakilip ortama ve güne gündeme itibar edilerek aciklanmasi
Kuran-i Kerimi tahrife ve tebdile sebebiyet verebilir.
Nitekim birtakimlarinin,Allah-u Tealanin gazabini cekmek pahasina da
olsa,birilerine sirin görünmek icin,Nisa Suresinin 34.ayet-i kerimesinde
gecen;
"Nasihat kar etmeyen,yatak ayirmak suretiyle de olsa gelmeyen kadinlarin
dövülmesi" hakkinda kullanilan"Darb" ifadesini,oradaki harf-i cersiz
isti`maliyle lügatta dahi bulunamayan "Uzaklastirma" tabiriyle terceme
ederek veya bu kelimeyi,lügatta bulunsa da Eh-li Sünnete mensup hicbir
müfessir tarafindan bu makamda kabul görmeyen "Cinsi münasebet"
anlaminda yorumlayarak,Rasulullah (Sallallahu Aleyhi
Vesellem),sahabe,tabi`in ve cumhur-u müfessirine muhalif bir yola
girmeleri,"Zaman Kurana uymuyorsa,Kurani zamana uydur!" seklindeki batil
felsefenin mahsulu olan bu tahrifin en bariz örneklerindendir.
Cünkü Kuran-i Kerimin terceme ve mealini yapmaktan maksat;o kelimenin
lügatta veya Kuran-i Kerimde kac manada kullanildigi degil,Allah-u
Tealanin irad buyurdugu herhangi bir yerde,ondan ne kasdettigidir
ki,bunun akilla tesbiti,tercih bila müraccih (agir bastiracak bir neden
olmaksizin bir seye öncelik vermek) olur.
Dolayisiyla burada tek tesbit vasitasi,nakilden ibaret kalmistir.O halde
terceme yapilirken gözetilecek husus; o kelime veya cümle hakkinda
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) den veya sahabe ve tabiinden
yahut cumhur-u müfessirinden gelen rivayetlere göre terceme yapma
zorunlulugunun farkinda olmaktir.Zira Kuran-i Kerimin
lugatini,istilahini,inis sebeblerini ve inis yerlerini en iyi bilenler
ancak bu zatlardir..
Mesela;Kuran-i Kerimin bircok yerinde gecen"Salat" kelimesi lügata
bakildiginda bir anlamda "Dua"olarak karsilik bulunmaktaysa da,Kuran-i
Kerimde gecenler bu manada tefsir edilemez.
Cünkü bu kelimenin Kuran-i Kerimde gecen manasi;Rasulullah (Sallallahu
Aleyhi Vesellem),sahabe,tabiin ve cumhurun ittifakiyla "Bes vakit farz
namaz" olarak kesinlesmistir.
Hal böyleyken buna es anlamli olarak dahi "Dua" manasinin verilmesi bircok
sıkıntı meydana
getirir.Nitekim "Salatin,vakitli olarak farz kilindigi"ni beyan eden
Nisa Suresi 103.ayet-i kerimesine göre,"Belli vakitlerde dua yapilmasi
farzdir" gibi bir hükme varilmasi gerekir.Halbuki dinde belli vakitlerde
dua yapmanin farz olduguna dair hicbir delil yoktur.
Yine böylece birileri bu manada yola cikarak:"Namaz farz degildir,dua
kafidir"kanaatine varip,kendilerini dinden cikaracak bir inanca sahip
olabilirler.Nitekim günümüzde bu fikirde olanlar mevcuttur.Bu örnekleri
cogaltabiliriz..
Iste bu nedenle biz bu mealimizde,gök ilimleriyle ugrasanlarin yeni bir
bulusuna yahut doktorlarin yeni bir kesfine göre mealleri
degisrirenlerin tersine her bir kelime ve cümle hakkinda
Rasulullah(Sallallahu aleyhi vesellem) den veya sahabe ve tabiinden
yahut cumhur-u müfessirinden gelen rivayetlere göre terceme yapmayi esas
almisizdir.
5-Bazi ayet-i kerimelerin sonunda gecen Allah-u Tealaya ait isim ve
sifatlar,o ayet-i kerimenin muhtevasiyla ilgili farkli manalara delalet
ettiklerinden parantez icerisinde o özel manaya yer verilmistir.
Ayrica:isim ve sifatlarda bulunan sonsuz manalar,Türkcede tek kelimeyle
ifade edilemeyeceginden ve Ilahi isimler,(ayet ve hadis gibi nass
bulunmaksizin akil yoluyla tesbit edilemeyecek sekilde) tevkifi oldugu
icin,Türkce bir kelimeyle tercemesi uygun ve yeterli
görülmediginden,ism-i seriflerin Kuran-i Kerimde zikredilen lafizlari
titizlikle korunmus,öncelerinde veya sonralarinda ise tefsirlerde gecen
bazi uygun manalar aciklanmistir.
MEALIMIZDE BULUNAN BAZI ÖZELLIKLER
1-yeni meal hazirlayan bazi ilahiyatcilarin savundugu gibi parantezsiz
bir meal asla sadra sifa verecek bir terceme ihtiva edemez.Zira Arap
lisani türkceye hic uymadigi gibi,hazif ve takdirler üzerine kurulu bir
lügati,tipa tip terceme ederek tam manasiyla ifade etmek imkan
haricindedir.
"Ben yaptim oldu!" kabilinden birtakim sözlere karsilik cevabimiz; "Peki
kim anladi?" demekten öte gecmez.kaldiki bu iddia sahiblerinin
meallerine bakildiginda,parantez yerine taksim (/) ve tire(-) gibi
birtakim isaretler kullandiklari gözden kacmamaktadir.
Dolayisiyla bizim bu mealimizde takip ettigimiz usul;ayet-i kerimelerin
ihtiva ettigi kiymetli lafizlarin karsiliklarini parantez disi ve
belirgin bir sekilde kaydedip,lafz-i celilde vaki olmayan bir kelimeye
dahi mealde yer vermemeye ve metn-i serifte bulunan bir harfin dahi
manasini ihmal etmemeye azami gayret göstermektir,ta ki Allah-u Tealanin
kelamindan olmayan ifadeler,Kelam-i Kadim ile karistirilmasin ve
Kelam-i Ilahi'de bulunan herhangi bir kelime manasiz kalmasin!
Mesela;akis ve edebiyati ihlal eder endisesiyle tekrarlamaktan
kacinmaksizin (arapca zalike ) ve (ulaike) gibi lafizlara: "Iste sana!" ,
"Iste sana!Onlar ...." gibi manalar vermeye özen gösterdikki,bu
manalarin hangi kelimelerden ciktigi erbabinca malumdur!
Yine böylece hicbir zamirin manasi ihmal edilmemis,ancak bircok mealde
yapildigi gibi sarih isimlerle terceme yapilmayip,zamir manasinin
özelligi korunmustur ve ne kadar fazla tekrar edilsede,akisin bozulmasi
göze alinarak her biri mealde yerini bulmustur.
Ayrica tefsirlerde aciklanan gizli kasemlerin her biri zikredilmis ve
bazi ayet-i kerimelerin meallerinde bunun defaatle tekrarlanmasindan
kacinilmamistir.
Özellikle te'kid ve tahkik ifade eden harflere birer birer manalari
verilmis ve yerine göre;
"Elbette","Süphesiz";"Muhakkak","Gercekten","Kesin likle" gibi degisik
tabirler kullanilarak,tekrarlanan yerlerde ise farkli manalar tercih
edilerek mana akisi saglanmaya calisilmistir.
2-Mealin metninde gecen (,) virgüller metinle alakali olup parantez
iclerinde bulunan virgüller ise metinle alakali olmayip,metnin
parantezle birlikte okunmasina göre yerlestirilmistir.Ancak bazi
yerlerde tefsir ve izah mahiyetli getirildigi de olmustur ki,bunlar
okuyucularimizin nazari dikkatinden kacacak seyler degildir.
3-Ayet-i kerimelerde gecen kelime veya cümlelerin farkli fakat
vazgecilemeyecek derecede güclü manalari mevcudsa;o zaman ikinci veya
ücüncü manlar,bölü (/) isaretiyle metinde farkli yazi sekliyle(koyu
siyah ve egik olarak) belirtilmistir.
Bu farkli manalar bazen bir kelimenin,bazen de bir cümlenin ikinci veya
ücüncü manasi olabilir.Bundan dolayi dikkatli okunulmasi durumunda
anlasilmasi zor olmayacaktir.
4-Surelerin baslarinda inis yerlerini belirtmek icin zikredilen
Mekki/Medeni ifadeleri bazi yerlerde Kuran-i Kerim hattinda yazili olan
ifadeden farkli görülebilirse de,bu bir gaflet eseri olmayip,tefsirlerde
agir basan görüslere dayanmaktadir..
MAHMUD USTAOSMANOGLU (KUDDISE SIRRUHU)
28 Cemaziyelevvel 1428
14 Haziran 2007
HAZIRLADIGIMIZ MEALDE VE PARANTEZ ICI YAPTIGIMIZ IZAHLARDA ÖZELLIKLE DE DIPNOTLARDA ESAS ALDIGIMIZ BASLICA TEFSIR ISIMLERI
1-Envar't Tenzil ve Esraru't- Te'vil / Beyzavi Tefsiri /Kazi Nasiruddin Ebu Sa'id Abdullah ibni Ömer el-Beyzavi
2-Medarikü't-Tenzil ve Hakaiku't-Te'vil /Nesefi Tefsiri/Abdullah ibni Ahmed en-Nesefi
3-Lübabü't-Te'vil fi Me'ani't-Tenzil /Hazin Tefsiri /Alaüddin Ali ibni Muhammed ibni Ibrahim
4-Irsadü'l-akli's-selim ila mezaye'l-Kur'ani'l-Kerim /Seyhulislam Ebusu'ud Efendi
5-Ruhu'l-Me'ani fi tefsiri'l-Kur'ani'l-Azim ve's-Seb'i'l-Mesani /Alusi Tefsiri /Allame Ebu'l-Fazl Sihabüddün Mahmud el-Alusi
6-ed-Dürru'l-Masun fi ulumi'l-Kitabi'l-Meknun/Semin-i Halebi
7-Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim/Celaleyn Tefsiri /Celaluddin el-Mahalli,Celaluddin es Suyuti
8-es-Siracü'l-Münir / Hatib-i Sirbini
9-Ruhu'l-Beyan /Ismail Hakki Bursevi
10-Lebabün-Nukul / Imam-i Suyuti
11-Hasiyetü's-Savi /Allame Savi
12-Tenviru'l-Mikbas / Ibni Abbas Tefsiri /Ebu Tahir Muhammed ibni Ya'kub Firuzabadi
13-Mefatihu'l-Gayb /Tefsir-i Kebir / Fahruddin er-Razi
14-Me'alimü't-Tenzil /Imam-i Begavi
15-Cami'u'l-Beyan / Imam-i Taberi
16-Hasiyetü's-Sihab / Sihabüddin Ahmed ibni Muhammed ibni Ömer el-Hafaci
17-ed-Dürru'l-Mensur /Imam-i Suyuti
18-Ahkamü'l-Kur'an /Imam-i Cessas
19-el-Cami'u li-ahkami'l-Kur'an / Imam-i Kurtubi
20-Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim /Ibni Kesir
21-Hasiyetü'l-Cemel / Süleyman ibni Ömer el-Acili
22-e-Bahru'l-Muhit / Ebu Hayyan el-Endülisi
23-I'rabü'l-Kur'an / Mahmud Safi
24-Kur'an-i Kerim'in Türkce Meal-i Alisi /Ömer Nasuhi Bilmen
25-Hak Dini Kur'an Dili / Elmamlili Muhammed Hamdi Yazir
26-Kur'an-i Hakim ve Meal-i Alisi / Hasan Basri Cantay
27-Hülasatü'l-beyan fi Tefsiri'l-Kur'an / Konyali Mehmed Vehbi Efendi

Mahmud Efendi Hazretleri'nin Bacanağı Muhammed KESKİN Hocaefen*di ile Röportaj
Bu ay ki konuğumuz; hemen hemen hepimizin yerinde ol*mak isteyeceği,
Efendi Haz*retleri (Kuddise Sirruhu)’nun geceli gündüzlü daima yanın*da
bulunup, hizmetiyle şeref*lenmek gibi büyük bir bah*tiyarlığa mazhar
olan Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu*)'nun bacanağı Muhammed KESKİN
Hocaefendi. Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu)'nun pek çok haline
yakînen şahid olan Muham*med KESKİN Hocaefendiyle sizler için konuşup,
Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu) 'ya olan hasret ve özlemimizi bir
nebze olsun dindirmeye çalışacağız. Kendisiyle yaptı*ğımız bu röportajı
feyizle oku*yacağınızı, aynı zamanda ka*falarda oluşan pek çok soruya
da cevap bulacağınızı ümid ediyorum.
ARİFAN:
Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu)'nun devamlı yanında olmanız
hasebiyle, sizin kim olduğunuzu merak edenler için öncelikle kısaca sizi
tanıyabilir miyiz?
Muhammed KESKİN Hocaefen*di: 1974 Adapazarı doğumluyum, ilk ve
ortaokul tahsilimin bir kısmından sonra bir müddet savunma sporla*rıyla
meşgul oldum. İlk dini tahsili*mi ise askere gitmeden önce Ari-
fiye'deki Hasan Hüseyin KESMEN Hocadan, Kur'an-ı Kerîm ve tecvid
okuyarak başladım. Ve yine askere gitmeden birkaç ay önce Efendi
Hazretleri'mize intisab ettim. Askerliğimi yaparken ciddi bir
rahatsızlık geçir*dim ve bu hastalığım sebebiyle ma*alesef
tamamlayamadan dönmek zo*runda kaldım. Askerlik dönüşü içime bir ilim
aşkı düşünce okumaya karar verdim. Ve memleketim olan Adapazarı'nda
arapça tahsiline başladım. İlk olarak da İsmet DERTLİ ve Adem ŞENER
Hocaefendi'lerde okudum. Daha sonra da, ilim tahsili için gurbe*te
çıkma geleneği sebebiyle memle*ketimden ayrılıp İstanbul'a geldim ve
Fatih'te Ömer KELEŞ Hocaefendi'de okumaya başladım. Sarf Kitabı'ndan
itibaren medrese usulüyle okuyup mezun oldum. Mezun olduktan son*ra da
talebe yetiştirmekle meşgul ol*maya başladım.
Bir
müddet sonra Rabbimin bir lütfü olarak Efendi Hazretleri'miz (Kuddise
Sirruhu) gibi yüce bir zâta bacanak olma şerefini Allah-u Teâlâ
Hazretleri bu fakire ikram etti. Tabi Efendi Hazretleri'miz (Kuddise
sirruhu) ile bacanak olduktan sonra, yine talebe yetiştirmeye devam
ettim. Bu arada üstadımızın isteği doğrultusunda sabahtan öğlene kadar
talebe okutup, öğlenden sonrada üstadımızın hizmetinde bulunuyordum.
Beş-altı ay kadar böylece devam ettikten sonra Efendi Hazretleri'miz
(Kuddise sirruhu)’nun emriyle tamamen onun hizmetinde bulunmaya
başladım. Hamdolsun yedi-sekiz yıldır bu hizmette bulunuyorum. Allah-
Teâlâ dostları hürmetine kusurlarımızı mağfiret buyursun.
ARİFAN: Efendi Hazretleri'mizin hizmetinde olmak şüphesiz büyük
bir şereftir. Fakat bu görevi bihakkın yerine getirmek kolay olmasa
gerek. Ne gibi zorlukları var?
Muhammed KESKİN Hocaefendi:Ehlüllâhın
imamı olan bir zâta hizmet etmek elbette kolay değildir. Günün her
anında hazır ve nazır olarak, son derece dakik ve süratli olmak gerekir
ki, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu) da yanında olan kimsenin
böyle olmasını sever. Hatta yapılması gerekenleri, Efendi
Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)’nun söylemesine ihtiyaç bırakmadan
anlayıp yerine getirmek lazımdır, bu ise tahmin edildiğinden daha
zordur.
Ziyarete gelen Müslüman kardeşlerimizin, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise
sirruhu) ile görüşmelerini sağlama ve ihvanı ile buluşturma,
arzuhallerini bildirme esnasında, üstadımızın mübarek ve narin
bedenlerini yormadan yapmak çok mühim bir meseledir. Şunu da belirtmek
gerekir ki, evvelce Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu) ihvanıyla
bire bir görüşüp sorunları ile ilgilenir, kimsenin vasfına bakmaksızın
iltifat gösterirlerdi. Lakin olağanüstü hızla ve yorucu geçen uzunca
hizmet yıllarından sonra, yaşının da ilerlemesi sebebiyle eskiden
olduğu gibi ziyaretçilerle aynı yoğunlukta görüşmesini elbette
beklememek gerekir. İşte bundan dolayı üstadımızı daha az meşgul edecek
toplu görüşmeleri tercih ediyoruz. Bu hususta ihvanımızdan bize
müsamaha göstermelerini ve yardımcı olmalarını arzu ediyoruz.
Hizmetin
zorluğu konusunda şunu da ilave etmek istiyorum. Meşâyıhın, her an
müridlerini imtihandan hali olmadığı ve onların hallerinin, tavırlarının
ve kelamlarının anlaşılması meselesinin de son derece ince ve hassas
bir mevzu olduğu mülahaza edildiğinde, hizmet esnasında kalbi muhafaza
etmenin ne kadar önemli ve zor olduğu anlaşılmaktadır. Bu hususta
kusurumuzu itiraf ediyor. Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)’un
engin merhametine sığınıyor ve tüm kardeşlerimizden muvaffakiyetimiz
için dua bekliyoruz.
ARİFAN: Hocam sanırım pek çok okurumuz merak ediyordur. Efendi
Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) ile nasıl bacanak oldunuz, hizmetinde
bulunmaya nasıl başladınız?
Muhammed KESKİN Hocaefendi:
Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu), baldızıyla ev-lendirmek için
uygun bir damat aradığını Recep ERYİGİT Hocaefendi'ye iletmiş. O da
hoca ar-kadaşlarıyla istişare ederek bizi uygun görmüşler. Ve bana
durumu iletip beni Efendi Hazretleri'mize çıkardılar. Efendi
Hazretleri'miz de bizi uygun gördü. Velâkin o zaman bizim hanım pek
evlenme taraftarı değildi. Çünkü ablasından yani Hacı Anne'den
yıllardır hiç ayrılmamış, nereye giderse beraber olmuş. Tabi bu
vesileyle Efendi Hazretleri'mizle de aynı yerde kalıyor. Evlenince
gerek Efendi Hazretleri'mizden, gerekse ablasından ayrılması gerekecek
düşüncesiyle evlenmek arzusunda değildi. Evvelce de çok talipler olmuş
ama evlenmemiş.
Efendi
Hazretleri'miz medhiye olarak; "Onun hiçbir zaman sesini duymadım."
buyurdu. Hem şeyhi, hem eniştesi olmasına ve yıllarca aynı evde kalmış
olmasına rağmen konuşmamış, sesini duyurmamış, gerektiğinde ise ablası
vasıtasıyla konuşmuş. Sultanımız bana, onun çok edepli ve terbiyeli
olduğundan bahsetti. Böylece sadece bir söz oldu.
Bundan
sonra Efendi Hazretleri'mizle görüşmemiz bir müddet kesildi. Altı ay
kadar muallakta kaldık, ne haber ne bir şey... Altı ay gibi bir zaman
hiçbir haber ulaşmayınca, ben de "bu mesele unutuldu, böyle bir şey
olmayacak herhalde" gibi bir düşünceye kapıldım. Meğer hanım
istemiyormuş ama Efendi Hazretleri'miz hanede bu işi bastırıyormuş.
Ama Efendi Hazretleri'miz bir işe karar verdiyse biliyorsunuz o
karardan kesinlikle dönmez, illa olacaktır. Ayrıca kayın validem de;
"Efendi Hazretleri istiyorsa evlenmen gerekir" diye bizim hanıma
söylüyormuş.
Tabi Efendi Hazretleri'miz istihare yaptırıyor, istiharede Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e soruluyor, Peygamber Efendimiz
de bu işe onay veriyor.
Bunun üzerine Efendi Hazretleri'miz bana; "Ailesini alsın gelsin, kızı
istesinler." diye haber gönderdi. Ben de ailemi aldım ve Efendi
Hazretleri'mizden istemeye gittik. Arada Recep ERYİĞİT Hocaefendi vardı.
Babamın onayını alarak; "Siz her ne kadar babasıysanız, bizde bunun
manevi babası sayılırız, o bizimde evladımız" diyerek, Efendi
Hazretleri'mizden Allah'ın emriyle Recep Hocaefendi istedi.
O arada Hacı Anne, Efendi Hazretleri'mizi içeri, mutfağa çağırır. Ben
sonradan öğreniyorum, orada demiş ki; "Kız istemiyor. Yani verme."
Efendi Hazretlerimiz; "Verdim bile" demiş. Ve ertesi gün beni görüşmeye
çağırdılar. Günlerden cumaydı.
Nerede görüşeceksiniz?
Görüşme Efendi Hazretlerimizin evinde olacak, ablasının yanında kaldığı için...
Beni bir odaya aldılar. Tabi Efendi Hazretleri'nin evindeyim, ne
yapacağım ne edeceğim çekiniyorum, utanıyorum, adeta terler döküyorum.
"Bir an önce görüşme olsa da burdan kaçayım" diyorum. Tabi bizim hanım
hâlâ bu işe taraftar olmadığı için çıkmak istemedi. Böylece iki üç saat
odada tek başıma bekledim. Efendi Hazretleri'mizin evi olduğu için
gideyim de diyemiyorum, kalayım da diyemiyorum. Onlar da ayıp olacak
diye bana git diyemiyor. Yani o halimi, durumumu düşün. Bende renk
filan kalmadı, ter döküyorum.
Cuma ezanları okunmaya başlayınca bana; "Efendi Hazretleri cumaya
geçti." dediler. Ben de cumaya gitmek için kalktım ve adeta kaçarcasına
oradan ayrıldım.
Daha sonra Efendi Hazretleri'miz beni yine çağırdı. O sırada herkes
hacdaydı. Efendi Hazretleri'miz o sene hacca gitmemişti. Odasına gittim,
bana: "Bu işin çabuk olmasını arzu ediyorum" buyurdu. Bunun üzerine
hemen medreseye gittim, hazırlık yaptım, fotoğraf falan çekindim. Daha
sonra Ali KISMET Ağabey ile beraber Sultanbeyli'ye bizi resmi nikâh
kıymaya götürdüler. Resmi nikâhtan sonra Efendi Hazretleri'miz dini
nikâhımızı yaptı. Nikâhta kendisi de diz üstü oturdu. Yani Efendi
Hazretleri bu evliliğe ayrı bir hürmet ve ihtimam gösteriyordu. Zaten bu
işin olmasını tâ başından beri istedi ve bizzat takip etti.
Böylece
gerek resmi, gerekse dini nikâhımız kıyılmıştı ama henüz düğün
olmamıştı. Efendi Hazretleri'miz bir akşam, namaz çıkışında bana: "Sen
benden izinlisin evime girebilirsin, yemeklerini de git orada ye!"
buyurdu. Herkesin içinde bunu söyledi. Ben o sıralar medresede
kalıyordum. Efendi Hazretleri'miz böyle buyurunca, akşam yemeklerine
gitmeye başladım. Tabi çok da utanıyordum yani şeyhinin evine yemeğe
gidiyorsun, normalin dışında bir şey olduğu için çok utanır, çekinirdim.
Hocam peki düğününüz ne zaman oldu?
Düğün birkaç ay sonra oldu. Efendi Hazretlerimiz "Düğün olacak, pek
kimse olmasın." diye haber gönderdi. Bizzat takip ediyor yani.. Annemi,
babamı aldım öyle gittik Efendi Hazretleri'mizin kendi evindeki
odasında, birkaç kişiyle beraber düğün yaptık.
Düğünden
sonra ayrı ev tuttuk. Akşam kendi evimize gidiyorduk. Sabah, hanımı
ablasının yanına yani Efendi Hazretleri'mizin evine bırakıp, ben
medreseye gidiyordum.. Ama Efendi Hazretleri'miz devamlı beni Hacı
Anneden soruyormuş, "Muhammed nerede? Haber verin gelsin" buyuruyormuş.
Bunun üzerine Recep ERYİĞİT Hocaefendi'yle konuşup Fatih'e geldim.
Orada öğlene kadar talebeyle meşgul olup, öğlenden sonra da Efendi
Hazretleri'mize hizmet etmeye başladım. Bu şekilde devam ederken, Efendi
Hazretleri'mizin ısrarla bizi sorması ve yanına istemesi neticesinde,
şükürler olsun tamamen hizmetinde bulunmak nasip oldu. Birgün Efendi
Hazretlerimiz ban hitaben: "Seni az aramadık kolay bulmadık. Yanımdan
ayrılma!" buyurdu.
Tabi
şunu da ifade edeyim ki; Efendi Hazretleri bizi çok kereler denedi,
imtihan etti. Ama şükürler olsun Rabbim bizi mahcup etmedi. Şu anda gece
gündüz Efendi Hazretleri'mizin yanında ve hizmetindeyim. Bu bizim için
büyük bir şeref ve ahiret sermayesidir. Arada bir annemi-babamı
ziyarete Adapazarı'na gidiyorum. O da gece gidiyorum, bir iki saat
görüşüp sabah namazına tekrar geri geliyorum.
ARİFAN: Kayınpederini çok nasipliymiş. Allah onu Efendi
Hazretleri gibi bir damat lütfetmiş. Yeri gel mişken, şayet sizce
sakıncası yoksa kayınpederinizden de bahseder misiniz?
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Bizim hanımın, aynı zamanda Hacı
Anne'nin babasına Şıh Mansur diyorlar. Şıh denmesinin sebebi de;
sülalelerinde şeyh varmış. Aileden erkek çocuk olarak buna babası şıh
demiş, ismi "Şıh Mansur" konulmuş.
Bir keresinde Efendi Hazretleri kayınpederimiz hakkında bana: "Bir kere
demeye sakal bıraktı. Şeyh değildi ama şeyh ahlakı vardı" buyurdu.
Yani Efendi Hazretleri'mizin övgüsüne mazhar olmuş bir kimseydi.
Hacı
Anne'nin sülalesi yani kayınpederin babaları, amcaları
Kahramanmaraş'ın kurtuluşunda savaşmış kimseler. Fransızların oradan
atılmasındaki kurtuluş mücadelesinde bizzat bulunmuşlar ve bir amcası
da galiba şehit düşmüş. Maraş'ın tanınmış eşrafından olan köklü, büyük
bir aile.. Bu aileyi Maraş'ta çok iyi tanırlar. Zenginlikleriyle beraber
asil ve soylu bir sülale..
Hacı Anne bizim hanımla ko*nakta yetişmişler. Eski Osmanlı mimarisiyle
yapılmış büyük bir konakta.. Maraş'ın kurtuluş belgeselini anlatan bir
kitapta gördüm, o konağın da resmini o kitaba koymuşlar. Yani tarihi
bir konakta Osmanlı kültürüyle büyümüşler. Böylesine köklü bir ailede
yetişip, eğitim almış ol*maları önemli bir mesele. Onla*rın kültürlerini
bir bilseniz... Yani onların sofra kültürleri, ikram*ları, konuşmaları
hep Osmanlı kültürüyle yoğrularak yetişmele*ri neticesinde
şekillenmiş.
Tabi ailede, amcalarının ço*cukları içinde profesör de var, doktor da...
Efendi Hazretleri'mizin müba*rek aileleri ise bu yolu seçmişler ve
medrese eğitimi alarak, Maraş'a kurs açmışlar ve bu yönde hizmet
etmişler. Hacı Anne'ye babası "Hükümet" dermiş, yani o kadar dirayetli,
idareci...
Dediğim gibi, normal, sıradan bir aile değiller. Maraş'ın köklü,
tanınmış, maruf ailelerinden.. Bugün ağabeylerini, babasını, dedelerini
kime sorsanız ille ta*nırlar.
ARİFAN: Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)'nun daima
yanındasınız, mutlaka unu*tulmayacak bir takım olay*lara şahid
olmuşunuzdur. Şu an aklınıza gelen birkaç tane*sini Arifan okurlarıyla
payla*şır mısınız?
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Elbette unutulmayacak pek çok hatıramız
var. Zaten üstadımızla geçen her anımız, bizim için unutulmaz birer
hatı*radır. Hatırıma gelen bir kaçını arzedeyim.
Bir gece kalkıp teheccüd na*mazını kıldıktan sonra tekrar yatmış idim. Daha sonra sabah namazı için kalkıp Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)nun huzuruna girdiğimde "KALK*TIN DA (tekrar) NİYE YATTIN" buyurdular. Efendi Hazretleri’miz (Kuddise sirruhu)
bu kelamıyla, müridlerinden haberdar ol*duğuna ve teheccüdden sonra
sabah namazına kadar zikirle meşgul olmamız gerektiğine işaret
buyurdular.
Bir
keresinde Adapazarı'na gitmiştim, orada iken bir trafik kazası
geçirdim. Daha sonra İs*tanbul'a döndüm. Yaptığım bu kaza ile ilgili
olarak hiç kimseye bir şey söylememiştim. Efendi Hazretleri (Kuddise sirruhu)'nun huzurlarına girdiğimde bana "GEÇMİŞ OLSUN" buyurdular.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in otuz altıncı torunu olan Seyyid Mu*hammed b. Alevi Mâliki Haseni Hazretleri hâli hayatlarında, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sir*ruhu) için "Ruhumuzun babası" ifadesini kullanmışlardı.
Vefat ettikten sonra görülen bir zuhuratta Eyüp Sultan Haz*retleri,
Seyyid Muhammed b. Alevî Mâliki hakkında; "O Ku*tuplardandı."
buyuruyor. Ben bu meseleyi Efendi Hazretleri*mize sorup; "Ne
buyuruyorsu*nuz?" dediğimde, "Bu haber manevi bir haberdir" buyura*rak tasdik etti.
Dolayısıyla, kutuplardan oldu*ğu manevi bir haberle bildirilen bir zat,
Efendi Hazretleri'mize "Ruhumuzun babası" buyurdu*ğuna göre, Efendi
Hazretleri'*miz (Kuddise sirruhu)’nun kutupla*rın başı olduğu ortaya çıkıyor.
Bir defasında kendisine sor*dum:
-Evtadlar, kutuplar, kırklar toplanırlar mı?
"TOPLANIRLAR" buyurdu*lar.
- Birbirlerini tanırlar mı? diye sorduğumda:
- "TANIRLAR" buyurdular.
Bir defasında, kendisine meş*rebini soran bir ihvanımıza, bir müddet gözlerini kapattıktan sonra "MUHAMMEDİ" buyur*dular.
Malum,
tarikatlarda taliplerin kendilerine has "Muhammedî, Mûsevi, İsevî"
gibi meşrepleri vardır. Mürşid-i kâmiller müridlerini bu meşreplerine
göre ma*nen terbiye ederler.
Rusya'dan üstadımızı ziyarete bir genç gelmişti. Kendisi bioenerji
tedavisiyle tanınan mane*vî hal sahibi bir genç idi. Efendi
Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu) ile görüştükten sonra: "Bu
zatın kıymeti pek bilinmiyor. Bu zatın peygamberlerle irtibatı var. Bir
şehre ahdetse o şehir yok olur. Dua etse asla reddolunmaz." dedi.
Efendi Hazretleri'mizi ilk defa gören bir kişinin, bu şehâdeti bizi
hayrette bırakmıştı.
Yoğun tedavi gördüğü hasta*nede, yanında iken ansızın bu fakire:
"BENİ KALDIR SULTAN FA*TİH ZİYARETİMİZE GELDİ" buyurdular.
O günün akşamı ise yanında konuşan bir kimseye:
-"SUS, ZİYARETÇİLERİMİZ VAR, RESULULLAH (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), YANINDA AB*DULLAH İBNİ MESUD (Radıyallahu anh) BULUNDUĞU HALDE TEŞRİF ETTİLER" buyurup salavat-ı şerife getirmeye başladı*lar.
Bir gece hane-i saadetlerinde alt katta otururken Efendi Haz*retleri'miz (Kuddise sirruhu)nun yakın
koruması heyecanla içeri girdi ve Sultan Fatih Hazretleri*nin elinde
kılıcıyla içeri girdiğini anlattı. Akabinde Efendi Haz- retleri'miz (Kuddise sirruhu)nun yanına gidip durumu anlattım. Bunun üzerine "YARDIMA ÇOK İHTİYAÇ VAR" buyurarak, arkadaşımızın gördüğünü teyid ettiler.
Hindistan ziyaretinden döner*ken, oranın eşrafından ve sefer rehberlerinden Vekil Ahmed isimli bir zat, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)ya hitaben şöyle söylemişti:
-"Efendim, ben size bütün dünyayı gezdireyim. Masraflar da bana ait
olsun. Zira sizin bir ülkenin üzerinden uçakla geç*meniz bile, oradan
hidâyet fış*kırmasına yeterli olur."
işte böylesine kıymetli bir zât bizim aramızda elhamdülillah. Ne büyük
bir nimet içindeyiz. Rabbim cümlemizi, bu nimetin kıymetini bilenlerden
eylesin.
ARİFAN: Röportajımızın ba*şında Efendi Hazretleri'miz
(Kuddise sirruhu)dan "Ehlüllahın imamı" şeklinde söz ettiniz. Bu konuyu biraz açar mısı*nız?
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Nasıl Evliyaullah'ın reisi olmasın ki?
Böylesine fitnenin yaygın olduğu bir zamanda, müridlerinin sünneti
seniyyeye son derece itina göstererek ya*şaması ve hanım ihvanının bu
kadar fesat içinde çarşafa bürünmesi gibi meziyetlerin kendi*sinden
zuhur ettiğini tüm dünya bilmekte ve görmektedir. Ayrıca dini konularda
cehaletin doruğa ulaştığı bir zamanda, Kur'an-ı Kerim'i anlayıp
anlatan binlerce kadın ve erkek hocalar yetiştir*mesi, insanların
farzları bile terk ettiği bir ortamda, bir kuşluk na*mazının kaçmasını
ölüme bedel kılan birisi olması, onun Evliyaullahın reisi olduğunun bir
delili olduğu kanaatimdeyim.
Ayrıca sünneti seniyye dendi*ğinde, takva dendiğinde herke*sin aklına
gelen ilk isim olması da, O'nun şanının yüceliğini gös*termektedir.
Hatta geçen sene umreye gittiğimizde Iran'lı bir şiinin; "Seneler evvel
Mahmud Efendi'nin şöyle dediğini işitmiştik: 'Resûlüllah'ın dört bin küsür sünneti vardır. Bunlar*dan üç tanesini dahi (kasten) terk ettiğimi gören arkamda namaz kılmasın.' Hâlâ bu sö*zünün arkasında mı?" diye sor*ması, Efendi Hazretleri'miz (Kud*dise sirruhu)nun sünneti seniyye*ye son derece bağlı olduğunu ve bunun herkes tarafından bilindiğini göstermektedir.
ARİFAN: Efendi Hazret*leri'miz (Kuddise sirruhu) nun sağlığıyla alakalı olarak son durumu hakkında bilgi verir misiniz?
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Evet! Mühim bir konu*ya değindiniz. Efendi Hazretleri*'miz (Kuddise Sirruhu)nurn şimdiki durumunu anlamak için evvela 3-4 sene önceki durumunu an*latalım.
O zamanlar herkesin de ma*lumu olduğu üzere, Efendi Haz*retleri'miz (Kuddise sirruhu)nun
bedeni oldukça yorgun düş*müş, bırakın yataktan kalkma*yı oturacak
kuvveti bile yoktu. Mübarek lisanından ancak bir*kaç kelime sudur
edebiliyordu. Kendisine haftanın bazı günle*rinde pasif fizik tedavisi
uygu*lanıyordu. Günden güne taka*tinin azalması Muhterem Hacı Anne'mizi
son derece üzüyor ve bir çıkış kapısı bulabilmek için adeta çırpınıyor,
çareler arıyor*du. Hacı Anne'mizin getirdiği sahasında uzman
doktorlarla yaptığı istişareler neticesinde ve Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)nun
da uygun görmesiy*le, Maltepe Darüşşafaka Fizik Rehabilitasyon
Merkezi'nde te*davi edilmesi kararlaştırıldı ve üstadımız orada tedavi
edilmeye başlandı. Bir hafta gibi kısa bir zaman sonra tedavi
meyvelerini vermeye başlamış, Efendi Hazretleri'miz rahatlıkla oturur,
konuşur, yemeğini kendi başın yer hale gelmişti.
Bununla birlikte hizmet kadrosunda yapılan bazı değişikliklerle de yeni
bir dönem başlamış oldu. Üç buçuk ay sonra doktorlar tedavinin evde
devam edilmesini uygun gördüler. Bir zaman zarfında en ufak bir ayrıntı
ihmal edilmeksizin diyeti ilaçları ve doktorları yeniden tanzim
edildi. Sıkı sıkıya uygulanan bu tedavi neticesinde büyük merhaleler
kat edildi. Hatta Şam-ı Şerif'e gitmiş, birçok ziyaretler yapmış, orda
şerefine ve verilen yemekte dünyaca meşhur ulema ve meşâyıh ile
saatlerce oturmuştu. Şam-ı Şeriften döndükten iki hafta sonra da, en
sıcak ve kalabalık zamanda umre yapmış, sıhhatinde en ufak bil aksama
olmadan hane-i saadet*lerine dönmüşlerdi. (Bu kadar uzun mesafeli
yolculuklar yapıl*masına rağmen) "MEVLA BENİ HASTA ETMEDİ"
sözleriyle de Allah'a şükür ettiler. Ayrıca bir*çok defa hava ve kara
yolcu*lukları yapıp on binlerce ihvanı ve sevenleriyle buluşarak gittiği
yerleri nurlandırmıştır. Şu an ise Rabbimize çok şükür, iskan et*tiği
mahallede bulunan Yukarı Baklacı Camiî’nde, Cuma nama*zına çıkmaya
devam etmekte*dir.
Bu arada kendisini ziyaret edenlere defalarca: "HASTA DEĞİLİM BİRAZ YORGU*NUM" buyurduğuna şahid ol*dum.
Şunu da özellikle belirtmek istiyorum ki; Efendi Hazretleri'*miz (Kuddise sirruhu)nun,
tedavisi konusundaki hassasiyeti ve isa*betli tesbitleri neticesinde,
bun*ca güzelliklerin zuhur etmesinin baş mimarı olan Hacı Anne'mizin ve
bu hizmette ona canla başla destek veren çoğu genç hocalardan oluşan
hizmet ekibi*nin gösterdiği fedakarlıkları da takdir etmek lazımdır.
Zira Efen*di Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) pek muhterem Hacı Anne'miz hakkında "BU KADIN AKILLI KADINDIR, BU KADININ DE*DİĞİNİ YAPIN" buyurarak, on*daki feraset ve dirayeti açıkça ifade etmiştir.
Allah-u Teâlâ Hazretleri'nden, Sevgili Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
hürmetine dostuna verdiği sıhhati ziyade etmesini, kıymetli Hacı
Anne'*miz ve hizmet ekibine muvaf*fakiyetler ihsan etmesini niyaz
ederim.
ARİFAN: Hocam, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)nun,
resminin çekilmesine, internetten vaaz ve sohbet*lerin dinlenmesine
müsaade etmesi hususunda bazı kar*deşlerimizin hâla şüpheleri var. Bu
müsaadenin doğru*luğunu sizin ağzınızdan da teyid edebilir miyiz?
Muhammed KESKİN Hocaefendi:
Fotoğraf hususunda ulema ihtilaf etmiştir. Suriye, Mısır, Türkiye ve
Suud'un ekseri ehli sünnet uleması buna cevaz vermiştir. Efendi
Hazretleri'miz ise yakın zamana kadar ihtiyat yolunu tutarak fotoğrafa
mü*saade buyurmuyorlardı. Buna rağmen fotoğrafını çekmek is*teyen bazı
kimselere izin verdiği de oluyordu. Son iki senede ise umûmen izin
verdiler. Buna bir*çok kere şahid oldum.
Bir defasında Cübbeli Ahmet Hocaefendi, Efendi Hazretleri'*miz (Kuddise sirruhu)dan resminin "Arifan Dergisi"ne koyulması ve internetten sohbetlerin din*lenmesi konusunda izin istemiş, Sultanımız da izin vermişlerdi.
Yine bir defasında Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) ile
bir cuma namazı için Ismailağa Camiî’ne gelip, namazdan sonra cami
bitişiğindeki evine beraberce geçmiştik. Ismailağa Camiî’nin imamı
Selahattin Ho*caefendi, Mahmut EREN Hoca*efendi ve Cübbeli Ahmet
Hocaefendi'nin de hazır bulunduğu esnada fotoğraf mevzusu ken*disine
yeniden soruldu. Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) "SİFTE (EVVELCE) BU İŞİ SIKI TUTUYORDUK. ŞİMDİ SERBEST BIRAKDIK" buyurdular.
ARİFAN: Geçtiğimiz ay Efendi Hazretlerimizin: "... Bazı gazete
ve dergilerin adı*mızı ve soyadımızı izinsiz kul*lanarak rant sağlamaya
çalış*tıklarını üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız..." diye başla*yıp
"...Bundan böyle iznimiz olmadan yapmış olduğumuz sohbetleri
dergilerinde, gaze*telerinde kullananlar hakkın*da hukûki işlemlere
tevessül edeceğiz.." şeklinde devam eden bir basın açıklaması var.
Öncelikle
altını çizerek ifa*de etmek isterim ki; Arifan Dergisi olarak, Efendi
Haz*retlerimizden izinsiz böyle bir şeye kesinlikle tevessül etmeyiz.
Fakat hem töhmet altında kalmamak, hem de okurlarımızın bu konuda
müsterih olmaları için, bu ba*sın açıklamasının mâhiyetine kısaca temas
edebilir miyiz?
Muhammed KESKİN Ho*caefendi: Evet, görülen lüzum üzerine Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)
bu açıklamayı yapmıştır. Dolayısıyla bundan sonra Efendi
Hazretleri'mizin sohbetlerini (müsaade alanla*rın dışında) izinsiz
olarak kulla*nanlar hakkında gerekli huku*ki işlemler yapılacaktır.
Fakat Cübbeli Ahmet Hocaefendi'nin, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)'dan bizzat izin aldığını bir önceki sorunuzda açıklamıştım.
ARİFAN:
Son zamanlarda Efendi Hazretleri'mizle, Cüb*beli Hocamızın arasının
iyi olmadığıyla alakalı sözler duyuyoruz. Efendi Hazretle*ri'mizin
daima yanında bu*lunan biri olarak bunu en iyi siz bilirsiniz. Bu
konuda neler söylemek istersiniz?
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Şahsen bu gibi söy*lentileri hayretle karşılıyorum. Çünkü daha bu sabah Efendi Hazretleri "Cübbeli nerde?" diye sordular.
Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)
Cübbeli Ahmed Hocae*fendi'nin her hafta gelip kendi*sini ziyaret
etmesini istemişler*di. Cübbeli Ahmed Hocaefendi de Efendi
Hazretleri'mizin bu beyanından sonra her hafta mutad olarak gelip
ziyaret et*mektedir. Bir keresinde Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) Cübbeli Hocaefendi hakkında;
"Allah senin kılına bile zarar vermesin" diye dua ettiğine bizzat şahid oldum. Yani bu gibi söylentiler, dikkate alınacak ve itibar edilecek şeyler değildir.
ARİFAN: Efendi Hazretlerimiz (Kuddise sirruhu) güncel haberleri evvelce takip etti*ğini biliyoruz. Şuan da öyle midir?
Muhammed KESKİN Hoca*efendi: Evet. Hemen her gün bize haber soruyor. Dünya'dan bazı haberler kendisine anlatıl*dığında "AMERİKA BUNA NE DİYOR, RUSYA NE YAPIYOR" gibi
sorular sorarak haberleri takip eder. Ayrıca her kesim insanlara
farklı açılardan haber sorduğunu ve değerlendirdiğini görüyoruz.
ARİFAN:
Hocam herkesin merak ettiği bir meseleyi sormak istiyorum. Efendi
Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) İsmailağa'ya dönecek mi? Böyle bir ümit
var mı?
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Efendi Hazretleri'miz (Kuddise
sirruhu)yu çok defalar İsmailağa'ya davet ettiler, fakat buna henüz
müsbet bir cevap verdiğine şahid olmadım. Zaten Efendi Hazretleri'mizin
Çavuşbaşı'na getirilmesi ve burada kalması doktorun isteğidir. Çünkü
buranın havası temiz, oksijeni bol olduğundan zannediyorum tedavisi
açısından da burada kalması daha faydalıdır.
Bir defasında üstadımızın hizmetinde bulunanlardan Süleyman ÇOĞALMIŞ ağabimize, Çavuşbaşı için; "BURADA RAHAT ETTİK" buyurmuştu.
Bir keresinde de, bir ihvanımız Efendi Hazretleri'miz (Kuddise
Sirruhu)ya Çarşamba'ya gelip gelmeyeceğini sorduğunda, "ORASI SICAK,
BURASI SERİN HAVASI İYİ GELİYOR" diyerek cevap vermişti. Durum şimdilik
böyle ama yinede ileride ne olacağını Mevla Teâlâ bilir. İrade ve
hüküm Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)ya aittir.
ARİFAN:
Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)nun kıymetli sözlerinden
ihvanın gönüllerini mesrur edecek birkaçını sizden alabilir miyiz?
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Memnuniyetle.
"BU
ZAMANA KADAR MEVLA BANA HİÇBİR KADINI (HARAMI) GÖSTERMEDİ, BUNDAN
SONRA YİNE ÜMİDİM ONADIR" (Acaba bu kelamı dünyada kaç kişi
söyleyebilir?)
"AMAN GECE NAMAZLARINI KAÇIRMAYALIM!"
"HOCALARLA
BERABER OTURMAK DUT AĞACININ ALTINDA OTURMAYA BENZER. AĞAÇTAN DÜŞER
BİR TANE YERSİN, SONRA YİNE DÜŞER YERSİN, SONRA YİNE DÜŞER YERSİN"
"İNŞAALLAH İSLAM GENE DİRİLECEK"
Bir gün kendisine:
-Efendi Hazretleri herkese iltifat ediyor ve idare ediyorsun dediğimde
-MİNNET ETMEDEN OLMAZ, MİNNET ETMEZSEN İNSAN HALAK EDER KENDİNİ, buyurdular.
-Efendim siz zaten hep minnet ediyorsunuz, dediğimde
-EEE MÜRİTLER ŞEYH, ŞEYHLER MÜRİD OLDU. ÇOCUK AĞLASA, MİNNET ETMEZSEN ONA, KENDİNİ HELAK EDER, buyurdular.
ARİFAN: Bu yoğun hizmet trafiği içinde bize vakit ayırdız. Çok teşekkür ediyoruz.
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Ben teşekkür ederim.
http://www.marifetdernegi.org/conten...c-133e54244626
-----------------------------------------------------
Su mübarek hocamizin (Muhammed Keskin hocaefendinin) degil ellerini ayaklarini öpsek azdir! kendisine
iftiravari seyler atacak olanlar agizlarini tutsunlar..Efendi
hazretlerimiz Elh..basimizda..olduki Hak vaki oldu (Rabbim basimizdan
eksik etmesin) Efendi hazretleri cöpcüyü isaret etse ona uyacaksin!
Fitne ve Fitnecilerden uzak duralim vesselam!
BAKARA
SURESI 154. Bismillahirrahmanirrahim وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ Meal-i
Serifi (154)
Ve Allah(-u
Teala Hazretlerinin) yolunda öldürülenler hakkinda ölüler demeyin.Bilakis
(onlar)diridirler,fakat siz (onlarin hayatini) hissedemez,(anlamaz)siniz.
izahat
Begavi,Hazin
ve Ruhu’l Beyan tefsirlerinde zikrolunduguna gore: Bu ayet-I kerime,Bedir
sehidleri hakkinda nazil olmustur.Onlarin altisi muhacirlerden,sekizi Ensardan
olmak üzere on dört kisiydiler(Radiyalllahu Anhum).
Insanlar;Allah-u
Teala’nin yolunda öldürülenler icin:”Filanca öldü dünyanin nimeti ve lezzeti
ondan gecti.” derlerdi.Bunun üzerine Cenab-i Hak (Celle Celaluhu) bu ayet-i
celileyi inzal buyurarak hakiki manada diri olduklarini acikladi.
Ancak bu
diriligin ne sekilde oldugu hususunda ulema ihtilaf etmistir.Selef-i salihinin
coklari ;
“Asil
diriler onlardir,Rableri indinde riziklandiriliyorlar.”(Ali Imran:169) ayet-i
celilesini delil alarak,bu hayatin ruh ve cesetle oldugu görüsüne
gitmisler,ancak biz bunun seklini bilemeyiz demislerdir.Bazilarina gore ise,bu
ayetin manasi:”Onlar,amellerinin sevabinin kesilmemesi hususunda diriler
gibidir.” demektir.Cünkü onlar,Mevla Teala Hazretlerinin dinine yardim ugrunda
öldürüldüler.Din dünya üzerinde galip oldugu ve Allah-u Teala Hazretlerinin
yolunda muharebe eden bir kisi bulundugu müddetce bunun sevabi onlara
yazilmaktadir.Zira bu sünneti (yolu) ilk olarak baslatmislardir..
Kabir
alemindeki hayat,ruhani,daha dogrusu gercek bir hayat olup akilla tamamen
bilinemez.O hayati anlayabilmek icin kiside yakin (görür gibi süphesiz bir
iman) olmasi gerekir.
Bu ayette,ruhlarin bedenden ayri,basli basina
bir hayat sahibi bulunduguna,insan öldükten sonra ruhlarin ölmedigine dair bir
isarette vardir.Bircok sahabe ve onlari gören tabiin (Ridvanullahi Teala
Aleyhim Ecmain) in görüsleri budur.Bu konuda baska ayet ve hadisler de
vardir.Bu ayetteki,sehid ruhlarin ölmezligine dair olan ifade,onlarin makaminin
Allah katindaki yüksekligine isaret icindir.
Bu ayetin tasavvufi tefsiri sadedinde Ismail
Hakki Bursevi (Kuddise Sirruhu),Necmüddin-i Kübra’nin (Kuddise Sirruhu),Tevilati
Necmiyye adli eserinden naklen söyle buyuruyor:
“Allah yolunda,Allah’da fani olmak suretiyle
Mevlanin celal kiliciyla öldürülmüs büyük cihad sahiplerini ölüler
zannetmeyiniz,her ne kadar onlarin varliklari bu ugurda yok olduysa
da,kendilerini yaratani müsahade etmekte olduklarindan onlar diridirler.Kim
Mevla’da fani olduysa,onun bekasi (yasamasi),kendi Celal sifatlarinin tecelli
sualariyla bu mümtaz kullarini kendi varliklarindan ayirir,bazen de Cemalinin
latif nefha ve esintileriyle onlari diriltir.Böylece onlar,Mevla’nin Cemal
bahcelerinde gezinirler,ancak siz insanlar,onlarin bu hallerini hissetmez ve
anlamazsiniz.”
Yani nefis ve seytanla cihat ugrunda kul öyle
bir makama gelir ki,orada artik kendi vasiflarindan hic bir sey
görünmez,varligini dahi unutur.Fakat bu hal,ancak bunu yasayanlar,buna
kavusanlar tarafindan bilinir,sair insanlarin bunu anlamamasi bunun yok oldugu
anlamina gelmez.
Ehlullahin reisi Cüneyd-i Bagdadi (Kuddise
Sirruhu) buyurdu ki:”Kimin hayati,kendi nefsiyle olursa onun ölümü ruhunun
bedeninden ayrilmasiyladir.Kimin hayati,Rabbisiyle olursa,o (bildigimiz) su
tabii hayattan gercek hayata intikal etmis olur.”
Bu ayeti kerimenin izahatinda Imam-i Kuseyri
(Rahimehullah) baha bicilmez kiymetli tefsirinde söyle buyuruyor:
“Dünyanin bu fani hayati onlardan ayrilip gitti
ama ahirette ebedi hayata kavustular.Onlar,gercekte diri olup,Allah’dan bircok
iyilik ve güzellikler elde etmislerdir.
Onlar diridirler;cünkü onlarin ardinda Allah
(Celle Celaluhu) vardir.Kimin ardinda Allah (Celle Celaluhu) varsa o ölü
degildir.
Onlar,Mevla’nin,kendilerini zikretmesiyle
diridirler.Allah (Celle Celaluhu) sermedi (ebedi) zikriyle,kimi güzellikle
zikremisse o ölü degildir.
Onlarin cesetleri,hayalleri ve gölgeleri her ne
kadar un ufak olduysada muhakkak ki ruhlari Allah (Celle Celaluhu) ile
yasamaktadir.Eger onlarin bedenleri Mevla da fani olduysa muhakkak ruhlari
Allah (Celle Celaluhu) ile baki olmustur.Cünkü süphe yok ki,Allah da fani
olan,Allah da baki olur.
Onlar,Mevla’ya karsi (kendilerinde bulunan) hürmet
ve tazim halleriyle diridirler.Onlarin üzerinde heybet (Allah korkusu) ridasi
ve cübbesi vardir.Onlar,Mevla ile ünsiyet gölgeleri icinde bulunurlar.Bazen
Mevla’nin Cemali onlari surura ve neseye gark eder,bazende Celali onlari
örter.(letaifü’l isarat:1/139)
Bu ayeti kerimenin tevilinde,tasavvufta konu
olan fenafillah ve bekabillah makamlarina birer
isaret vardir.Buarada anlatilanlarin tamami,Sahabe-I Kiram (Ridvanullahi
Teala Aleyhim Ecmain) da mevcuttu.Resul-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)in
yüzünü görme serefine nail olan bu mümtaz insanlarin Efendimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)in sayesinde,kendi varliklarindan ve vasiflarindan hic bir eser
ve iz kalmamisti.Varliklarini tamamen Mevla’nin varliginda ifna (yok) ettikleri
icin önce Mevlada fani oldular,sonar da onunla baki oldular.
Bunun aksini iddia etmek günesin varligini
inkar etmek demektir.Onlarin bu halini,su tasavvufi gerceklerin disinda izah
etmek nasil mümkün olabilir? Bu ayet,özellikle Sahabe-i Kiramda
tasavvuf,tarikat var midir? davasiyla ortaya cikanlarin iyiden iyiye düsünmesi
gereken bir muhtevaya sahibtir.sahabe-i Kiram zamaninda fenafillah,bekabillah
tabirleri yoktu amma,o haller mevcuttu,insaftan mahrum olanlarin disinda kimse
bu hakikati inkar edemez.Ilk tasavvuf kaynaklarina inecek olursak bu hakikati
gayet net bir sekilde görmek mümkündür.Yeterki insane insafi elden
birakmasin,iyi niyetli olsun ve hakka talip olsun..
Inkar,tarihte hic bir zaman ilim
olmamistir.Günümüzün ilmi anlayisi akilcilik veya maddecilik akimlariyla
yönlendirildigi icin,bu cereyanlarin da temeli maalesef inkar üzere kurulu
oldugundan,öz insanimiz bile,bilerek veya bilmeyerek bu cereyanlara kapilip
1400 seneden beri Kabul edilmis,sarsilmaz hakikatleri inkar etme zavalliligina
düsebilmistir.Ne diyelim? Mevla hidayet buyursun. Amin!..
Mahmud Ustaosmanoglu (Kuddise Sirruhu) - Ruhul
Furkan Tefsiri:2 cild sayfa 100-101-102
Bismillahirrahmanirrahim
وَمَكَرُواْ وَمَكَرَ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
Meali Serif (54) Ali Imran Suresi.
Onlar hile yaptilar (yahudiler Isa (Aleyhisselam)i ansizin öldürtmek icin adam tayin ederek gizli tuzak kurdular) Allah da onlarin o hilelerine
(öldürmek isteyen kimseyi,Isa (Aleyhisselam)a benzetmek,kendilerine onu
öldürtmek ve Isa (Aleyhisselam)i göge kaldirmak suretiyle) mukabele etti (karsilik verdi),Ve Allah hilelere karsilik verenlerin en hayirlisi(en güclü olani) dir..
Izahat
Begavi,Hazin,Ruhulbeyan ve Alusi tefsirlerinde zikredildigine göre;
Mekr:Gizlice,hissedilmeyecek sekilde hile yaparak,baskasini kastettigi
seyden geri cevirmektir.Bir maksadin meydana gelmesi icin gizlice
yapilan muameleler de birer mekir'dir.Harp hilesi gibi hayr icin yapilan
mekir iyidir,serre alet olan mekir ise kötüdür.
Bu ayeti celilede gecen,kafirlerin Isa (Aleyhisselam)a mekretmelerinde
maksat,Isa (Aleyhisselam)i yakalayip öldürmek istemeleridir.Allah-u
Teala'nin mekrinden maksad ise,onlarin hilelerine karsilik
vermesidir.Cünkü Cenab-i Hak,yukarida anlatilan manada mekirden
münezzehtir,zira O,her istedigini yapmaya son derece güclü
oldugundan,hile yapmaya muhtac degildir.
Burada gecen Allah-u Teala'nin hususi mekri,Allah-u Teala'nin,Isa
(Aleyhisselam)i öldürmeye gelen kisiyi ona benzeterek öldürtmesi,Isa
(Aleyhisselam)i ise göklere kaldirarak onlarin elinden kurtarmasindan
ibarettir.
Ibni Abbas (Radiyallahu Anh) buyurmusturki:
Bir kere Isa (Aleyhisselam) Yahudilerden bir cemaatle karsilasti,onlar
onu gördüklerinde "Büyücünün oglu büyücü ve falan oglu falan"
diyerek,ona da annesine de iftira ettiler.
Bunu duyan Isa (Aleyhisselam) onlara lanet ve beddua eder etmez onlar
hinzira dönüstüler.Bu hadiseyi gören yahudilerin krali Yahuda,Isa
(Aleyhisselam)in bedduasindan cok korktu ve böylece yahudiler Isa
(Aleyhisselam)i öldürmeye karar verdiler.
Bunun üzerine Allah-u Teala Cebrail (Aleyhisselam)i göndererek Isa
(Aleyhisselam)i tavaninda iki pencere bulunan iki oda arasindaki bir
bosluga soktu ve o pencereden Isa (Aleyhisselam)i göklere kaldirdi.Ve
Isa (Aleyhisselam)a kanat takarak onu nura garketti,yemek
icmek,lezzetini ondan kesti,o da arsin etrafinda meleklerle ucmaya
basladi.Böylece o,hem insan hem melek hem gök ehli hem yer ehli olmus
oldu..
Evin etrafinda toplasan binlerce yahudinin hükümdari olan
Yahuda,Tatyanus isimli bir adama iceri girip Isa (Aleyhisselam)i
öldürmesini emretti.O iceri girince,Isa (Aleyhisselam)i göremedi ve onu
ararken gecikti,disardakilerse,Isa (Aleyhisselam) ile carpistigi icin
geciktigini zannettiler.O arada Allah-u Teala,o kafiri, Isa
(Aleyhisselam)a benzetti.O disari ciktiginda Yahudiler onu Isa
(Aleyhisselam) zannederek yakalayip öldürdüler ve carmiha gerdiler.
Sonra,astiklari kisiye iyice bakinca,"bunun yüzü Isa#nin yüzüne,bedeni
arkadasimizin bedenine benziyor,bu Isa ise arkadasimiz
nerede?Bu,arkadasimiz ise Isa nerede?" diyerek aralarinda büyük bir
ihtilaf cikti.
Isa (Aleyhisselam) ile karistirilan o adam asilinca,Meryem validemiz ve
Isa(Aleyhisselam)in duasiyla delilikten kurtulan bir kadin carmihin
(daragacinin) yanina gelerek Isa(Aleyhisselam)a aglamaya
basladilar.Allah-u Teala da Isa (Aleyhisselam)i indirip onlarin yanina
getirdi ve onlara:"Siz kime agliyorsunuz?" diye sorunca,Onlar:"Sana
agliyoruz."dediler.
Isa (Aleyhisselam)da:"Evet süphesiz Allah-u Teala beni göklere kaldirdi
ve bana hayir isabet etti (onlar bana birsey yapamadilar.Bu asilan,bana
benzetilerek asilmis bir kisidir(ben degilim)."dedi.
Yedi gün sonra,Allah-u Teala,Isa (Aleyhisselam)a "Meryemi mecdalaniyeye
(bir dagin mecdelan isimli yerinde ibadet etmek üzere bulunan Meryemin
yanina) in.(oda indi).Zira O'nun agladigi kadar sana kimse aglamadi ve
O'nun sana kimse üzülmedi.Sonra O,sana havarilerini toplasin sen de
onlari yeryüzüne dine davetci olarak yay."buyurdu.
Isa (Aleyhisselam) o daga indiginde,dag nur gibi parladi,Meryem
validemiz ona havarilerini topladi,Isa (Aleyhisselam) da onlari
yeryüzüne davetci olarak yaydi.Sonra Allah-u Teala Hazretleri Isa
(Aleyhisselam)i tekrar göklere yükseltti.Iste Hristiyanlarin ates
yaktiklari gece Isa (Aleyhisselam)in tekrar indigi o gecedir.
O gecenin sabahi havarilerin her biri Isa (Aleyhisselam)in kendilerini
gönderdigi memleketlere giderlerken (Isa (Aleyhisselam)in mucizesi olmak
üzere) gönderildikleri milletin dilinden konusmaya
basladilar.Iste:"Onlar hile yaptilar,Allah da hilelerine karsilik
verdi.Ve Allah hilelere karsilik verenlerin en hayirlisidir."Ayet-i
celilesinin manasi budur..
Ruhul Furkan Tefsiri 3.cild sayfa 545-546-Mahmud Ustaosmanoglu (Kuddise Sirruhu)
Isa Aleyhisselam`in Tekrar Indikten Sonraki Yasayacaklari Hakkinda
344-Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)in söyle buyurdugu rivayet edildi:
"Isa (Aleyhisselam)ümmetime halife(benim vekilim) olarak
inecektir.Haci kiracak,domuzlari öldürecektir.40 sene kalacak,evlenecek
ve cocugu da olacak sonra vefat edecektir.Basinda ben(Sallallahu Aleyhi
Vesellem),sonunda Isa (Aleyhisselam),Ortasinda da ehli beytimden olan
Mehdi (Aleyhirridvan) bulundugu bir ümmet(-i Merhume)nasil helak
olur."(Tefsir-u Nesefi:1/160)
Ulemadan bazilarinin buyurduguna göre,Isa (Aleyhisselam)Rasulullah
(Sallallahu Aleyhi Vesellem)in hücresine(Medfun bulundugu odasina)
defnedilecektir.Kiyamet gününde Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) ile
Hazreti Ömer (Radiyallahu Anh) iki peygamber arasinda
kalkacaklardir.(Hazin,Mecmuatutefasir 1/507)
Ruhul Beyan tefsrinde zikredildigine göre,Isa (Aleyhisselam)
Rabbinden kendisini ümmeti Muhammed`den yapmasini istemisti.Mevla Teala
duasini kabul ederek onu ahir zamanda indirecektir.Isa (Aleyhisselam)
deccali öldürdükten sonra,araplardan bir kadinla evlenecek ve cocuk
sahibi olacaktir.
Hazin tefsirinde zikredildigine göre,Isa (Aleyhisselam) vefatindan
sonra Efendimiz(Sallallahu Aleyhi Vesellem) in Hücre-i Saadetlerine
defnedilecek böylece Ebu Bekir ve Ömer (Radiyallahu Anhuma)kiyamet
gününde iki Peygamber (Muhammed ve Isa Aleyhisselam) in arasinda
kalkacaklardir.
Ruhul Furkan Tefsiri / 3.cild sayfa 554-555
-----------------------------------------------
Isa Aleyhisselam ölmemistir.Suan da 2.kat semada bulunmaktadir.Ahir
zamanda tekrar dünyaya gelecektir.124. bin peygamberin duasi olan
Efendimize ümmet olabilme serefi sadece Isa Aleyhisselamin duasinin
kabul olunmasi sebebiyle ona nasib olacaktir.
Isa Aleyhisselam peygamber olarak degil Efendimiz sallallahu aleyhi
veselleme ümmet olarak gelip müctehit olarak ictihatlarda
bulunacaktir.Yaptigi ictihatlar Imam-i Azam Ebu Hanife (r.h.)in
ictihatlarina uyacaktir.
Deccali öldürecek olanda Isa Aleyhisselamdir.
Cübbeli Ahmet hocamizin sohbetinden.
Arap hocaefendilerin den biri tevessul meselelerine dair muhaliflere çok güzel akli ve nakli deliller ile cevap veriyor.tercumelidir.
NETİCE
îsâ aleyhisselâmın nüzûlu çerçevesinde söylenecek daha çok
şey ve irdelenecek başka nice nok-talar var. Bunların ele alınacağı bir
çalışmanın, ismini verdiğimiz kitaplarla ve ayrıca, yedinci hicri asır
âlimlerinden Yûsuf Bin Yahya el-Makdisî es-SulemFnin İkd-ud-Durer fî Ahbar-il
Muntezar, İbn-i Kesir'in en-Nihâye, BerzencFnin el -İşâe, İmam Keşmiri'nin
"İkfâr-ul Mulhidîn" isimli eserlerinin tamamı ile, Şeyh-ül islam
Mustafa Sabri Efendi'nin "Mevkif-ul Akl Ve'l İlm" nâmın-daki
kitabının bahsimizle alakalı uzunca yazılı olan kısmının süzülüp
kitaplaştırılmasının cidden fay-dalı olacağı kanaatindeyim.
DOKUZUNCU MESELE
îsâ Aleyhisselâmın İneceğinin Te'vîl Edilmesi Ve Te'vîl
Edenler Kimlerdir?
Bu meseleyi, yedi bahiste ele alacağız.
Birinci bahis, te'vîl ne demektir?
İkinci bahis, te'vîlin hassasiyeti ve hükmü nedir?
Üçüncü bahis, te'vîlin geçerli ve câiz olmasını şartları
nelerdir?
Beşinci Fasıl İbretlik Bir Televizyon Tartışması Bir sahne ki, yüz kızartıcı... İlim ve âlimler namına utandırıcı...Tulûât mı deseniz, orta oyunu mu deseniz, yoksa Karagöz-Hacivat oyunumu deseniz, ne deseniz? Kesin bir şey diyemeyeceğim. lyi-si mi, sonuncusu olsun. Perde gerisinde, ipler parmaklarına bağlı, görünmeyen birisi ve parmakla-rını oynatmasına göre hareket eden gölgemsi suretler...Ve bir iki samimi adam...
Page 1 of 4 |
|
|