Mahmud Efendi Hazretleri'nin Bacanağı Muhammed KESKİN Hocaefen*di ile Röportaj

Bu ay ki konuğumuz; hemen hemen hepimizin yerinde ol*mak isteyeceği, Efendi Haz*retleri (Kuddise Sirruhu)’nun geceli gündüzlü daima yanın*da bulunup, hizmetiyle şeref*lenmek gibi büyük bir bah*tiyarlığa mazhar olan Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu*)'nun bacanağı Muhammed KESKİN Hocaefendi. Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu)'nun pek çok haline yakînen şahid olan Muham*med KESKİN Hocaefendiyle sizler için konuşup, Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu) 'ya olan hasret ve özlemimizi bir nebze olsun dindirmeye çalışacağız. Kendisiyle yaptı*ğımız bu röportajı feyizle oku*yacağınızı, aynı zamanda ka*falarda oluşan pek çok soruya da cevap bulacağınızı ümid ediyorum.


ARİFAN: Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu)'nun devamlı yanında olmanız hasebiyle, sizin kim olduğunuzu merak edenler için öncelikle kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Muhammed KESKİN Hocaefen*di:
1974 Adapazarı doğumluyum, ilk ve ortaokul tahsilimin bir kısmından sonra bir müddet savunma sporla*rıyla meşgul oldum. İlk dini tahsili*mi ise askere gitmeden önce Ari- fiye'deki Hasan Hüseyin KESMEN Hocadan, Kur'an-ı Kerîm ve tecvid okuyarak başladım. Ve yine askere gitmeden birkaç ay önce Efendi Hazretleri'mize intisab ettim. Askerliğimi yaparken ciddi bir rahatsızlık geçir*dim ve bu hastalığım sebebiyle ma*alesef tamamlayamadan dönmek zo*runda kaldım. Askerlik dönüşü içime bir ilim aşkı düşünce okumaya karar verdim. Ve memleketim olan Adapazarı'nda arapça tahsiline başladım. İlk olarak da İsmet DERTLİ ve Adem ŞENER Hocaefendi'lerde okudum. Daha sonra da, ilim tahsili için gurbe*te çıkma geleneği sebebiyle memle*ketimden ayrılıp İstanbul'a geldim ve Fatih'te Ömer KELEŞ Hocaefendi'de okumaya başladım. Sarf Kitabı'ndan itibaren medrese usulüyle okuyup mezun oldum. Mezun olduktan son*ra da talebe yetiştirmekle meşgul ol*maya başladım.


Bir müddet sonra Rabbimin bir lütfü olarak Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu) gibi yüce bir zâta bacanak olma şerefini Allah-u Teâlâ Hazretleri bu fakire ikram etti. Tabi Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) ile bacanak olduktan sonra, yine talebe yetiştirmeye devam ettim. Bu arada üstadımızın isteği doğrultusunda sabahtan öğlene kadar talebe okutup, öğlenden sonrada üstadımızın hizmetinde bulunuyordum. Beş-altı ay kadar böylece devam ettikten sonra Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)’nun emriyle tamamen onun hizmetinde bulunmaya başladım. Hamdolsun yedi-sekiz yıldır bu hizmette bulunuyorum. Allah- Teâlâ dostları hürmetine kusurlarımızı mağfiret buyursun.

ARİFAN: Efendi Hazretleri'mizin hizmetinde olmak şüphesiz büyük bir şereftir. Fakat bu görevi bihakkın yerine getirmek kolay olmasa gerek. Ne gibi zorlukları var?


Muhammed KESKİN Hocaefendi:Ehlüllâhın imamı olan bir zâta hizmet etmek elbette kolay değildir. Günün her anında hazır ve nazır olarak, son derece dakik ve süratli olmak gerekir ki, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu) da yanında olan kimsenin böyle olmasını sever. Hatta yapılması gerekenleri, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)’nun söylemesine ihtiyaç bırakmadan anlayıp yerine getirmek lazımdır, bu ise tahmin edildiğinden daha zordur.

Ziyarete gelen Müslüman kardeşlerimizin, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) ile görüşmelerini sağlama ve ihvanı ile buluşturma, arzuhallerini bildirme esnasında, üstadımızın mübarek ve narin bedenlerini yormadan yapmak çok mühim bir meseledir. Şunu da belirtmek gerekir ki, evvelce Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu) ihvanıyla bire bir görüşüp sorunları ile ilgilenir, kimsenin vasfına bakmaksızın iltifat gösterirlerdi. Lakin olağanüstü hızla ve yorucu geçen uzunca hizmet yıllarından sonra, yaşının da ilerlemesi sebebiyle eskiden olduğu gibi ziyaretçilerle aynı yoğunlukta görüşmesini elbette beklememek gerekir. İşte bundan dolayı üstadımızı daha az meşgul edecek toplu görüşmeleri tercih ediyoruz. Bu hususta ihvanımızdan bize müsamaha göstermelerini ve yardımcı olmalarını arzu ediyoruz.

Hizmetin zorluğu konusunda şunu da ilave etmek istiyorum. Meşâyıhın, her an müridlerini imtihandan hali olmadığı ve onların hallerinin, tavırlarının ve kelamlarının anlaşılması meselesinin de son derece ince ve hassas bir mevzu olduğu mülahaza edildiğinde, hizmet esnasında kalbi muhafaza etmenin ne kadar önemli ve zor olduğu anlaşılmaktadır. Bu hususta kusurumuzu itiraf ediyor. Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)’un engin merhametine sığınıyor ve tüm kardeşlerimizden muvaffakiyetimiz için dua bekliyoruz.

ARİFAN: Hocam sanırım pek çok okurumuz merak ediyordur. Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) ile nasıl bacanak oldunuz, hizmetinde bulunmaya nasıl başladınız?

Muhammed KESKİN Hocaefendi: Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu), baldızıyla ev-lendirmek için uygun bir damat aradığını Recep ERYİGİT Hocaefendi'ye iletmiş. O da hoca ar-kadaşlarıyla istişare ederek bizi uygun görmüşler. Ve bana durumu iletip beni Efendi Hazretleri'mize çıkardılar. Efendi Hazretleri'miz de bizi uygun gördü. Velâkin o zaman bizim hanım pek evlenme taraftarı değildi. Çünkü ablasından yani Hacı Anne'den yıllardır hiç ayrılmamış, nereye giderse beraber olmuş. Tabi bu vesileyle Efendi Hazretleri'mizle de aynı yerde kalıyor. Evlenince gerek Efendi Hazretleri'mizden, gerekse ablasından ayrılması gerekecek düşüncesiyle evlenmek arzusunda değildi. Evvelce de çok talipler olmuş ama evlenmemiş.

Efendi Hazretleri'miz medhiye olarak; "Onun hiçbir zaman sesini duymadım." buyurdu. Hem şeyhi, hem eniştesi olmasına ve yıllarca aynı evde kalmış olmasına rağmen konuşmamış, sesini duyurmamış, gerektiğinde ise ablası vasıtasıyla konuşmuş. Sultanımız bana, onun çok edepli ve terbiyeli olduğundan bahsetti. Böylece sadece bir söz oldu.

Bundan sonra Efendi Hazretleri'mizle görüşmemiz bir müddet kesildi. Altı ay kadar muallakta kaldık, ne haber ne bir şey... Altı ay gibi bir zaman hiçbir haber ulaşmayınca, ben de "bu mesele unutuldu, böyle bir şey olmayacak herhalde" gibi bir düşünceye kapıldım. Meğer hanım istemiyormuş ama Efendi Hazretleri'miz hanede bu işi bastırıyormuş.

Ama Efendi Hazretleri'miz bir işe karar verdiyse biliyorsunuz o karardan kesinlikle dönmez, illa olacaktır. Ayrıca kayın validem de; "Efendi Hazretleri istiyorsa evlenmen gerekir" diye bizim hanıma söylüyormuş.


Tabi Efendi Hazretleri'miz istihare yaptırıyor, istiharede Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e soruluyor, Peygamber Efendimiz de bu işe onay veriyor.


Bunun üzerine Efendi Hazretleri'miz bana; "Ailesini alsın gelsin, kızı istesinler." diye haber gönderdi. Ben de ailemi aldım ve Efendi Hazretleri'mizden istemeye gittik. Arada Recep ERYİĞİT Hocaefendi vardı. Babamın onayını alarak; "Siz her ne kadar babasıysanız, bizde bunun manevi babası sayılırız, o bizimde evladımız" diyerek, Efendi Hazretleri'mizden Allah'ın emriyle Recep Hocaefendi istedi.


O arada Hacı Anne, Efendi Hazretleri'mizi içeri, mutfağa çağırır. Ben sonradan öğreniyorum, orada demiş ki; "Kız istemiyor. Yani verme." Efendi Hazretlerimiz; "Verdim bile" demiş. Ve ertesi gün beni görüşmeye çağırdılar. Günlerden cumaydı.


Nerede görüşeceksiniz?

Görüşme Efendi Hazretlerimizin evinde olacak, ablasının yanında kaldığı için...

Beni bir odaya aldılar. Tabi Efendi Hazretleri'nin evindeyim, ne yapacağım ne edeceğim çekiniyorum, utanıyorum, adeta terler döküyorum. "Bir an önce görüşme olsa da burdan kaçayım" diyorum. Tabi bizim hanım hâlâ bu işe taraftar olmadığı için çıkmak istemedi. Böylece iki üç saat odada tek başıma bekledim. Efendi Hazretleri'mizin evi olduğu için gideyim de diyemiyorum, kalayım da diyemiyorum. Onlar da ayıp olacak diye bana git diyemiyor. Yani o halimi, durumumu düşün. Bende renk filan kalmadı, ter döküyorum.


Cuma ezanları okunmaya başlayınca bana; "Efendi Hazretleri cumaya geçti." dediler. Ben de cumaya gitmek için kalktım ve adeta kaçarcasına oradan ayrıldım.


Daha sonra Efendi Hazretleri'miz beni yine çağırdı. O sırada herkes hacdaydı. Efendi Hazretleri'miz o sene hacca gitmemişti. Odasına gittim, bana: "Bu işin çabuk olmasını arzu ediyorum" buyurdu. Bunun üzerine hemen medreseye gittim, hazırlık yaptım, fotoğraf falan çekindim. Daha sonra Ali KISMET Ağabey ile beraber Sultanbeyli'ye bizi resmi nikâh kıymaya götürdüler. Resmi nikâhtan sonra Efendi Hazretleri'miz dini nikâhımızı yaptı. Nikâhta kendisi de diz üstü oturdu. Yani Efendi Hazretleri bu evliliğe ayrı bir hürmet ve ihtimam gösteriyordu. Zaten bu işin olmasını tâ başından beri istedi ve bizzat takip etti.

Böylece gerek resmi, gerekse dini nikâhımız kıyılmıştı ama henüz düğün olmamıştı. Efendi Hazretleri'miz bir akşam, namaz çıkışında bana: "Sen benden izinlisin evime girebilirsin, yemeklerini de git orada ye!" buyurdu. Herkesin içinde bunu söyledi. Ben o sıralar medresede kalıyordum. Efendi Hazretleri'miz böyle buyurunca, akşam yemeklerine gitmeye başladım. Tabi çok da utanıyordum yani şeyhinin evine yemeğe gidiyorsun, normalin dışında bir şey olduğu için çok utanır, çekinirdim.

Hocam peki düğününüz ne zaman oldu?


Düğün birkaç ay sonra oldu. Efendi Hazretlerimiz "Düğün olacak, pek kimse olmasın." diye haber gönderdi. Bizzat takip ediyor yani.. Annemi, babamı aldım öyle gittik Efendi Hazretleri'mizin kendi evindeki odasında, birkaç kişiyle beraber düğün yaptık.


Düğünden sonra ayrı ev tuttuk. Akşam kendi evimize gidiyorduk. Sabah, hanımı ablasının yanına yani Efendi Hazretleri'mizin evine bırakıp, ben medreseye gidiyordum.. Ama Efendi Hazretleri'miz devamlı beni Hacı Anneden soruyormuş, "Muhammed nerede? Haber verin gelsin" buyuruyormuş. Bunun üzerine Recep ERYİĞİT Hocaefendi'yle konuşup Fatih'e geldim. Orada öğlene kadar talebeyle meşgul olup, öğlenden sonra da Efendi Hazretleri'mize hizmet etmeye başladım. Bu şekilde devam ederken, Efendi Hazretleri'mizin ısrarla bizi sorması ve yanına istemesi neticesinde, şükürler olsun tamamen hizmetinde bulunmak nasip oldu. Birgün Efendi Hazretlerimiz ban hitaben: "Seni az aramadık kolay bulmadık. Yanımdan ayrılma!" buyurdu.
Tabi şunu da ifade edeyim ki; Efendi Hazretleri bizi çok kereler denedi, imtihan etti. Ama şükürler olsun Rabbim bizi mahcup etmedi. Şu anda gece gündüz Efendi Hazretleri'mizin yanında ve hizmetindeyim. Bu bizim için büyük bir şeref ve ahiret sermayesidir. Arada bir annemi-babamı ziyarete Adapazarı'na gidiyorum. O da gece gidiyorum, bir iki saat görüşüp sabah namazına tekrar geri geliyorum.

ARİFAN: Kayınpederini çok nasipliymiş. Allah onu Efendi Hazretleri gibi bir damat lütfetmiş. Yeri gel mişken, şayet sizce sakıncası yoksa kayınpederinizden de bahseder misiniz?


Muhammed KESKİN Hocaefendi:
Bizim hanımın, aynı zamanda Hacı Anne'nin babasına Şıh Mansur diyorlar. Şıh denmesinin sebebi de; sülalelerinde şeyh varmış. Aileden erkek çocuk olarak buna babası şıh demiş, ismi "Şıh Mansur" konulmuş.


Bir keresinde Efendi Hazretleri kayınpederimiz hakkında bana: "Bir kere demeye sakal bıraktı. Şeyh değildi ama şeyh ahlakı vardı" buyurdu. Yani Efendi Hazretleri'mizin övgüsüne mazhar olmuş bir kimseydi.

Hacı Anne'nin sülalesi yani kayınpederin babaları, amcaları Kahramanmaraş'ın kurtuluşunda savaşmış kimseler. Fransızların oradan atılmasındaki kurtuluş mücadelesinde bizzat bulunmuşlar ve bir amcası da galiba şehit düşmüş. Maraş'ın tanınmış eşrafından olan köklü, büyük bir aile.. Bu aileyi Maraş'ta çok iyi tanırlar. Zenginlikleriyle beraber asil ve soylu bir sülale..

Hacı Anne bizim hanımla ko*nakta yetişmişler. Eski Osmanlı mimarisiyle yapılmış büyük bir konakta.. Maraş'ın kurtuluş belgeselini anlatan bir kitapta gördüm, o konağın da resmini o kitaba koymuşlar. Yani tarihi bir konakta Osmanlı kültürüyle büyümüşler. Böylesine köklü bir ailede yetişip, eğitim almış ol*maları önemli bir mesele. Onla*rın kültürlerini bir bilseniz... Yani onların sofra kültürleri, ikram*ları, konuşmaları hep Osmanlı kültürüyle yoğrularak yetişmele*ri neticesinde şekillenmiş.


Tabi ailede, amcalarının ço*cukları içinde profesör de var, doktor da...


Efendi Hazretleri'mizin müba*rek aileleri ise bu yolu seçmişler ve medrese eğitimi alarak, Maraş'a kurs açmışlar ve bu yönde hizmet etmişler. Hacı Anne'ye babası "Hükümet" dermiş, yani o kadar dirayetli, idareci...


Dediğim gibi, normal, sıradan bir aile değiller. Maraş'ın köklü, tanınmış, maruf ailelerinden.. Bugün ağabeylerini, babasını, dedelerini kime sorsanız ille ta*nırlar.


ARİFAN: Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)'nun daima yanındasınız, mutlaka unu*tulmayacak bir takım olay*lara şahid olmuşunuzdur. Şu an aklınıza gelen birkaç tane*sini Arifan okurlarıyla payla*şır mısınız?


Muhammed KESKİN Hocaefendi:
Elbette unutulmayacak pek çok hatıramız var. Zaten üstadımızla geçen her anımız, bizim için unutulmaz birer hatı*radır. Hatırıma gelen bir kaçını arzedeyim.

Bir gece kalkıp teheccüd na*mazını kıldıktan sonra tekrar yatmış idim. Daha sonra sabah namazı için kalkıp Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)nun huzuruna girdiğimde "KALK*TIN DA (tekrar) NİYE YATTIN" buyurdular. Efendi Hazretleri’miz (Kuddise sirruhu) bu kelamıyla, müridlerinden haberdar ol*duğuna ve teheccüdden sonra sabah namazına kadar zikirle meşgul olmamız gerektiğine işaret buyurdular.
Bir keresinde Adapazarı'na gitmiştim, orada iken bir trafik kazası geçirdim. Daha sonra İs*tanbul'a döndüm. Yaptığım bu kaza ile ilgili olarak hiç kimseye bir şey söylememiştim. Efendi Hazretleri (Kuddise sirruhu)'nun huzurlarına girdiğimde bana "GEÇMİŞ OLSUN" buyurdular.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in otuz altıncı torunu olan Seyyid Mu*hammed b. Alevi Mâliki Haseni Hazretleri hâli hayatlarında, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sir*ruhu) için "Ruhumuzun babası" ifadesini kullanmışlardı.


Vefat ettikten sonra görülen bir zuhuratta Eyüp Sultan Haz*retleri, Seyyid Muhammed b. Alevî Mâliki hakkında; "O Ku*tuplardandı." buyuruyor. Ben bu meseleyi Efendi Hazretleri*mize sorup; "Ne buyuruyorsu*nuz?" dediğimde, "Bu haber manevi bir haberdir" buyura*rak tasdik etti.


Dolayısıyla, kutuplardan oldu*ğu manevi bir haberle bildirilen bir zat, Efendi Hazretleri'mize "Ruhumuzun babası" buyurdu*ğuna göre, Efendi Hazretleri'*miz (Kuddise sirruhu)’nun kutupla*rın başı olduğu ortaya çıkıyor.


Bir defasında kendisine sor*dum:


-Evtadlar, kutuplar, kırklar toplanırlar mı?

"TOPLANIRLAR" buyurdu*lar.

-
Birbirlerini tanırlar mı? diye sorduğumda:


-
"TANIRLAR" buyurdular.

Bir defasında, kendisine meş*rebini soran bir ihvanımıza, bir müddet gözlerini kapattıktan sonra "MUHAMMEDİ" buyur*dular.
Malum, tarikatlarda taliplerin kendilerine has "Muhammedî, Mûsevi, İsevî" gibi meşrepleri vardır. Mürşid-i kâmiller müridlerini bu meşreplerine göre ma*nen terbiye ederler.

Rusya'dan üstadımızı ziyarete bir genç gelmişti. Kendisi bioenerji tedavisiyle tanınan mane*vî hal sahibi bir genç idi. Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu) ile görüştükten sonra: "Bu zatın kıymeti pek bilinmiyor. Bu zatın peygamberlerle irtibatı var. Bir şehre ahdetse o şehir yok olur. Dua etse asla reddolunmaz." dedi. Efendi Hazretleri'mizi ilk defa gören bir kişinin, bu şehâdeti bizi hayrette bırakmıştı.

Yoğun tedavi gördüğü hasta*nede, yanında iken ansızın bu fakire:

"BENİ KALDIR SULTAN FA*TİH ZİYARETİMİZE GELDİ"
buyurdular.


O günün akşamı ise yanında konuşan bir kimseye:


-"SUS, ZİYARETÇİLERİMİZ VAR, RESULULLAH (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), YANINDA AB*DULLAH İBNİ MESUD (Radıyallahu anh) BULUNDUĞU HALDE TEŞRİF ETTİLER" buyurup salavat-ı şerife getirmeye başladı*lar.

Bir gece hane-i saadetlerinde alt katta otururken Efendi Haz*retleri'miz (Kuddise sirruhu)nun yakın koruması heyecanla içeri girdi ve Sultan Fatih Hazretleri*nin elinde kılıcıyla içeri girdiğini anlattı. Akabinde Efendi Haz- retleri'miz (Kuddise sirruhu)nun yanına gidip durumu anlattım. Bunun üzerine "YARDIMA ÇOK İHTİYAÇ VAR" buyurarak, arkadaşımızın gördüğünü teyid ettiler.

Hindistan ziyaretinden döner*ken, oranın eşrafından ve sefer rehberlerinden Vekil Ahmed isimli bir zat, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)ya hitaben şöyle söylemişti:


-"Efendim, ben size bütün dünyayı gezdireyim. Masraflar da bana ait olsun. Zira sizin bir ülkenin üzerinden uçakla geç*meniz bile, oradan hidâyet fış*kırmasına yeterli olur."


işte böylesine kıymetli bir zât bizim aramızda elhamdülillah. Ne büyük bir nimet içindeyiz. Rabbim cümlemizi, bu nimetin kıymetini bilenlerden eylesin.


ARİFAN: Röportajımızın ba*şında Efendi Hazretleri'miz

(Kuddise sirruhu)dan "Ehlüllahın imamı" şeklinde söz ettiniz. Bu konuyu biraz açar mısı*nız?

Muhammed KESKİN Hocaefendi:
Nasıl Evliyaullah'ın reisi olmasın ki? Böylesine fitnenin yaygın olduğu bir zamanda, müridlerinin sünneti seniyyeye son derece itina göstererek ya*şaması ve hanım ihvanının bu kadar fesat içinde çarşafa bürünmesi gibi meziyetlerin kendi*sinden zuhur ettiğini tüm dünya bilmekte ve görmektedir. Ayrıca dini konularda cehaletin doruğa ulaştığı bir zamanda, Kur'an-ı Kerim'i anlayıp anlatan binlerce kadın ve erkek hocalar yetiştir*mesi, insanların farzları bile terk ettiği bir ortamda, bir kuşluk na*mazının kaçmasını ölüme bedel kılan birisi olması, onun Evliyaullahın reisi olduğunun bir delili olduğu kanaatimdeyim.


Ayrıca sünneti seniyye dendi*ğinde, takva dendiğinde herke*sin aklına gelen ilk isim olması da, O'nun şanının yüceliğini gös*termektedir. Hatta geçen sene umreye gittiğimizde Iran'lı bir şiinin; "Seneler evvel Mahmud Efendi'nin şöyle dediğini işitmiştik: 'Resûlüllah'ın dört bin küsür sünneti vardır. Bunlar*dan üç tanesini dahi (kasten) terk ettiğimi gören arkamda namaz kılmasın.' Hâlâ bu sö*zünün arkasında mı?" diye sor*ması, Efendi Hazretleri'miz (Kud*dise sirruhu)nun sünneti seniyye*ye son derece bağlı olduğunu ve bunun herkes tarafından bilindiğini göstermektedir.


ARİFAN: Efendi Hazret*leri'miz (Kuddise sirruhu) nun sağlığıyla alakalı olarak son durumu hakkında bilgi verir misiniz?

Muhammed KESKİN Hocaefendi: Evet! Mühim bir konu*ya değindiniz. Efendi Hazretleri*'miz (Kuddise Sirruhu)nurn şimdiki durumunu anlamak için evvela 3-4 sene önceki durumunu an*latalım.
O zamanlar herkesin de ma*lumu olduğu üzere, Efendi Haz*retleri'miz (Kuddise sirruhu)nun bedeni oldukça yorgun düş*müş, bırakın yataktan kalkma*yı oturacak kuvveti bile yoktu. Mübarek lisanından ancak bir*kaç kelime sudur edebiliyordu. Kendisine haftanın bazı günle*rinde pasif fizik tedavisi uygu*lanıyordu. Günden güne taka*tinin azalması Muhterem Hacı Anne'mizi son derece üzüyor ve bir çıkış kapısı bulabilmek için adeta çırpınıyor, çareler arıyor*du. Hacı Anne'mizin getirdiği sahasında uzman doktorlarla yaptığı istişareler neticesinde ve Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)nun da uygun görmesiy*le, Maltepe Darüşşafaka Fizik Rehabilitasyon Merkezi'nde te*davi edilmesi kararlaştırıldı ve üstadımız orada tedavi edilmeye başlandı. Bir hafta gibi kısa bir zaman sonra tedavi meyvelerini vermeye başlamış, Efendi Hazretleri'miz rahatlıkla oturur, konuşur, yemeğini kendi başın yer hale gelmişti.

Bununla birlikte hizmet kadrosunda yapılan bazı değişikliklerle de yeni bir dönem başlamış oldu. Üç buçuk ay sonra doktorlar tedavinin evde devam edilmesini uygun gördüler. Bir zaman zarfında en ufak bir ayrıntı ihmal edilmeksizin diyeti ilaçları ve doktorları yeniden tanzim edildi. Sıkı sıkıya uygulanan bu tedavi neticesinde büyük merhaleler kat edildi. Hatta Şam-ı Şerif'e gitmiş, birçok ziyaretler yapmış, orda şerefine ve verilen yemekte dünyaca meşhur ulema ve meşâyıh ile saatlerce oturmuştu. Şam-ı Şeriften döndükten iki hafta sonra da, en sıcak ve kalabalık zamanda umre yapmış, sıhhatinde en ufak bil aksama olmadan hane-i saadet*lerine dönmüşlerdi. (Bu kadar uzun mesafeli yolculuklar yapıl*masına rağmen) "MEVLA BENİ HASTA ETMEDİ" sözleriyle de Allah'a şükür ettiler. Ayrıca bir*çok defa hava ve kara yolcu*lukları yapıp on binlerce ihvanı ve sevenleriyle buluşarak gittiği yerleri nurlandırmıştır. Şu an ise Rabbimize çok şükür, iskan et*tiği mahallede bulunan Yukarı Baklacı Camiî’nde, Cuma nama*zına çıkmaya devam etmekte*dir.


Bu arada kendisini ziyaret edenlere defalarca: "HASTA DEĞİLİM BİRAZ YORGU*NUM" buyurduğuna şahid ol*dum.


Şunu da özellikle belirtmek istiyorum ki; Efendi Hazretleri'*miz (Kuddise sirruhu)nun, tedavisi konusundaki hassasiyeti ve isa*betli tesbitleri neticesinde, bun*ca güzelliklerin zuhur etmesinin baş mimarı olan Hacı Anne'mizin ve bu hizmette ona canla başla destek veren çoğu genç hocalardan oluşan hizmet ekibi*nin gösterdiği fedakarlıkları da takdir etmek lazımdır. Zira Efen*di Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) pek muhterem Hacı Anne'miz hakkında "BU KADIN AKILLI KADINDIR, BU KADININ DE*DİĞİNİ YAPIN" buyurarak, on*daki feraset ve dirayeti açıkça ifade etmiştir.


Allah-u Teâlâ Hazretleri'nden, Sevgili Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hürmetine dostuna verdiği sıhhati ziyade etmesini, kıymetli Hacı Anne'*miz ve hizmet ekibine muvaf*fakiyetler ihsan etmesini niyaz ederim.


ARİFAN: Hocam, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)nun, resminin çekilmesine, internetten vaaz ve sohbet*lerin dinlenmesine müsaade etmesi hususunda bazı kar*deşlerimizin hâla şüpheleri var. Bu müsaadenin doğru*luğunu sizin ağzınızdan da teyid edebilir miyiz?

Muhammed KESKİN Hocaefendi: Fotoğraf hususunda ulema ihtilaf etmiştir. Suriye, Mısır, Türkiye ve Suud'un ekseri ehli sünnet uleması buna cevaz vermiştir. Efendi Hazretleri'miz ise yakın zamana kadar ihtiyat yolunu tutarak fotoğrafa mü*saade buyurmuyorlardı. Buna rağmen fotoğrafını çekmek is*teyen bazı kimselere izin verdiği de oluyordu. Son iki senede ise umûmen izin verdiler. Buna bir*çok kere şahid oldum.

Bir defasında Cübbeli Ahmet Hocaefendi, Efendi Hazretleri'*miz (Kuddise sirruhu)dan resminin "Arifan Dergisi"ne koyulması ve internetten sohbetlerin din*lenmesi konusunda izin istemiş, Sultanımız da izin vermişlerdi.


Yine bir defasında Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) ile bir cuma namazı için Ismailağa Camiî’ne gelip, namazdan sonra cami bitişiğindeki evine beraberce geçmiştik. Ismailağa Camiî’nin imamı Selahattin Ho*caefendi, Mahmut EREN Hoca*efendi ve Cübbeli Ahmet Hocaefendi'nin de hazır bulunduğu esnada fotoğraf mevzusu ken*disine yeniden soruldu. Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) "SİFTE (EVVELCE) BU İŞİ SIKI TUTUYORDUK. ŞİMDİ SERBEST BIRAKDIK" buyurdular.


ARİFAN: Geçtiğimiz ay Efendi Hazretlerimizin: "... Bazı gazete ve dergilerin adı*mızı ve soyadımızı izinsiz kul*lanarak rant sağlamaya çalış*tıklarını üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız..." diye başla*yıp "...Bundan böyle iznimiz olmadan yapmış olduğumuz sohbetleri dergilerinde, gaze*telerinde kullananlar hakkın*da hukûki işlemlere tevessül edeceğiz.." şeklinde devam eden bir basın açıklaması var.

Öncelikle altını çizerek ifa*de etmek isterim ki; Arifan Dergisi olarak, Efendi Haz*retlerimizden izinsiz böyle bir şeye kesinlikle tevessül etmeyiz. Fakat hem töhmet altında kalmamak, hem de okurlarımızın bu konuda müsterih olmaları için, bu ba*sın açıklamasının mâhiyetine kısaca temas edebilir miyiz?

Muhammed KESKİN Ho*caefendi: Evet, görülen lüzum üzerine Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) bu açıklamayı yapmıştır. Dolayısıyla bundan sonra Efendi Hazretleri'mizin sohbetlerini (müsaade alanla*rın dışında) izinsiz olarak kulla*nanlar hakkında gerekli huku*ki işlemler yapılacaktır. Fakat Cübbeli Ahmet Hocaefendi'nin, Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)'dan bizzat izin aldığını bir önceki sorunuzda açıklamıştım.

ARİFAN: Son zamanlarda Efendi Hazretleri'mizle, Cüb*beli Hocamızın arasının iyi olmadığıyla alakalı sözler duyuyoruz. Efendi Hazretle*ri'mizin daima yanında bu*lunan biri olarak bunu en iyi siz bilirsiniz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Muhammed KESKİN Hocaefendi: Şahsen bu gibi söy*lentileri hayretle karşılıyorum. Çünkü daha bu sabah Efendi Hazretleri "Cübbeli nerde?" diye sordular.

Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) Cübbeli Ahmed Hocae*fendi'nin her hafta gelip kendi*sini ziyaret etmesini istemişler*di. Cübbeli Ahmed Hocaefendi de Efendi Hazretleri'mizin bu beyanından sonra her hafta mutad olarak gelip ziyaret et*mektedir. Bir keresinde Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) Cübbeli Hocaefendi hakkında;

"Allah senin kılına bile zarar vermesin" diye dua ettiğine bizzat şahid oldum. Yani bu gibi söylentiler, dikkate alınacak ve itibar edilecek şeyler değildir.

ARİFAN: Efendi Hazretlerimiz (Kuddise sirruhu) güncel haberleri evvelce takip etti*ğini biliyoruz. Şuan da öyle midir?

Muhammed KESKİN Hoca*efendi: Evet. Hemen her gün bize haber soruyor. Dünya'dan bazı haberler kendisine anlatıl*dığında "AMERİKA BUNA NE DİYOR, RUSYA NE YAPIYOR" gibi sorular sorarak haberleri takip eder. Ayrıca her kesim insanlara farklı açılardan haber sorduğunu ve değerlendirdiğini görüyoruz.
ARİFAN: Hocam herkesin merak ettiği bir meseleyi sormak istiyorum. Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu) İsmailağa'ya dönecek mi? Böyle bir ümit var mı?

Muhammed KESKİN Hocaefendi:
Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)yu çok defalar İsmailağa'ya davet ettiler, fakat buna henüz müsbet bir cevap verdiğine şahid olmadım. Zaten Efendi Hazretleri'mizin Çavuşbaşı'na getirilmesi ve burada kalması doktorun isteğidir. Çünkü buranın havası temiz, oksijeni bol olduğundan zannediyorum tedavisi açısından da burada kalması daha faydalıdır.

Bir defasında üstadımızın hizmetinde bulunanlardan Süleyman ÇOĞALMIŞ ağabimize, Çavuşbaşı için; "BURADA RAHAT ETTİK" buyurmuştu.

Bir keresinde de, bir ihvanımız Efendi Hazretleri'miz (Kuddise Sirruhu)ya Çarşamba'ya gelip gelmeyeceğini sorduğunda, "ORASI SICAK, BURASI SERİN HAVASI İYİ GELİYOR" diyerek cevap vermişti. Durum şimdilik böyle ama yinede ileride ne olacağını Mevla Teâlâ bilir. İrade ve hüküm Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)ya aittir.

ARİFAN: Efendi Hazretleri'miz (Kuddise sirruhu)nun kıymetli sözlerinden ihvanın gönüllerini mesrur edecek birkaçını sizden alabilir miyiz?
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Memnuniyetle.
"BU ZAMANA KADAR MEVLA BANA HİÇBİR KADINI (HARAMI) GÖSTERMEDİ, BUNDAN SONRA YİNE ÜMİDİM ONADIR" (Acaba bu kelamı dünyada kaç kişi söyleyebilir?)

"AMAN GECE NAMAZLARINI KAÇIRMAYALIM!"

"HOCALARLA BERABER OTURMAK DUT AĞACININ ALTINDA OTURMAYA BENZER. AĞAÇTAN DÜŞER BİR TANE YERSİN, SONRA YİNE DÜŞER YERSİN, SONRA YİNE DÜŞER YERSİN"

"İNŞAALLAH İSLAM GENE DİRİLECEK"

Bir gün kendisine:
-Efendi Hazretleri herkese iltifat ediyor ve idare ediyorsun dediğimde

-MİNNET ETMEDEN OLMAZ, MİNNET ETMEZSEN İNSAN HALAK EDER KENDİNİ, buyurdular.


-Efendim siz zaten hep minnet ediyorsunuz, dediğimde

-EEE MÜRİTLER ŞEYH, ŞEYHLER MÜRİD OLDU. ÇOCUK AĞLASA, MİNNET ETMEZSEN ONA, KENDİNİ HELAK EDER, buyurdular.

ARİFAN: Bu yoğun hizmet trafiği içinde bize vakit ayırdız. Çok teşekkür ediyoruz.
Muhammed KESKİN Hocaefendi: Ben teşekkür ederim.

http://www.marifetdernegi.org/conten...c-133e54244626

-----------------------------------------------------


Su mübarek hocamizin (Muhammed Keskin hocaefendinin) degil ellerini ayaklarini öpsek azdir! kendisine iftiravari seyler atacak olanlar agizlarini tutsunlar..Efendi hazretlerimiz Elh..basimizda..olduki Hak vaki oldu (Rabbim basimizdan eksik etmesin) Efendi hazretleri cöpcüyü isaret etse ona uyacaksin!

Fitne ve Fitnecilerden uzak duralim vesselam!